Aslı teyzem. Çocukluğum. Anılarım…


Üzerinden çok uzun yıllar geçmesine rağmen, hala taptaze anılarımın en canlı, en unutulmaz bir köşesinde yerini alan, sesi hala kulaklarımda yankılanan gecemin gündüzümün evinde geçtiği, yemeğini yiyip, yatağında yattığım, çoğunlukla birlikte kahkahalar attığımız canım arkadaşım Sultan’ın anası, hepimizin anası, benim teyzem.

Ona hiç ana diyemedim. Ben batılı bir kültürden gelme, bir başkasına “ana” demek o zamanlar biraz yapmacık gibi geldiğinden midir nedir, hep teyze dedim. Ama benim için de “teyze” ana yarısı, en az anam kadar sevdiğim demekti.

Aslı teyzem, uzun bir tedavi sonucu, büyük bir dirençle verdiği mücadelesini dün kaybetmiş.

Gece Levent aradı. Sultan Ona “Filiz’e de haber ver. O annemi çok severdi” demiş…

Evet çok severdim.Bugün cenazesine gitme cesaretini gösteremedim. Onu her zaman hafızamdaki haliyle hatırlamak istedim. Cesaret edemedim… Edemedim….

Aslı teyzemi benim gözümden görebilmek ister misiniz.

Kızı Sultan ile arkadaştık. Haftada en az bir- iki gün onlarda kalırdım. Evlerimiz çok uzak olmasa da… Onlarla sabahlara kadar oturup sohbetler etmek, kardeşi Metin’in çaldığı saz ile türküler söylemek, kahkahalar atmak…Acı tatlı birçok şeyi paylaşmak… Ne güzel günlerdi. 

O, yorgun argın işten gelirdi. Bazen biraz bağırıp çağırır, bunu niye böyle yapmadınız, şunu niye böyle etmediniz şeklinde kızardı. Sonra… Sonra bana bakar ve şakalara başlardı. Ben onun Zuhal’iydim. Uzun yıllar beni Zuhal olarak tanıdı, bildi. Ben Kürtçe bilmiyordum ama onun hareketlerinden, yüz ifadesinden ne demek istediğini gayet net anlayabiliyordum. Bazen benden gizli birşey söylemek istediğinde, başlardı Kürtçe konuşmaya. Ben dikkatle izler, sonra Türkçe cevap verirdim… Bir gün yine Kürtçe birşeyler dedi. Sultan gülmeye başladı. Ben anında “süpürmiycem işte” dedim. Bir sessizlik oldu. “Sen Kürtçe bilmiyorsun nasıl anladın annemin sana “oturacağına ortalığı süpürsene” dediğini” dedi. Evet bilmiyordum. Hem de hiç bilmiyordum.Birkaç kelime dışında tabi. Ama Aslı teyzemle aramızda öyle bir iletişim vardı ki, aynı dili konuşmamız gerekmiyordu. Yıllarca bu konu konuşuldu. Bazen Aslı teyzem bana “süpürmiycem işte” der gülerdi.

O çok fedakar, cefakar bir kadındı. Evlatları için onları doyurmak, kimseden hiçbir şeylerinin eksik olmamasını sağlamak için yıllarca el kapılarında çalıştı. Bir kuması (Zeze) olduğu halde bir tek gün bile ağzından kıskançlık yada kötülük içeren bir söz duymadım. Zeze’yi de tanıdım. Her ikisi de birbirlerine kin, kıskançlık beslemeden, hoşgörü mü, ezilmişlik mi, çaresizlik mi… adlandıramadığım ama içlerinde saflık barındıran güzel kadınlardı. Küçücük yaşta gelin olmuş, ama analığını hakkıyla yapmış bir kadındı. Babasız evlat yetiştirmek ne zordur başına gelenler daha iyi bilir bunu. O bunu başaran nadide kadınlardan biriydi. Hem de en zor yıllarda….

Onun hakkında geçmiş zamanlı konuşmak şu an çok zor geliyor bana. Onu uzun yıllar görmedim belki ama, birkaç kez telefonla görüşebildik yıllardan sonra. Sanki hiç ara verilmemiş gibi bana yine Zuhal’im dedi… Bunu hiç unutamam. 

Aslı teyzem şu an Cem evinde seni seven yüzlerce insanla birliktesin biliyorum. Ben yokum. Gelemedim sana. Ama ne kadar hassas olduğunu da biliyorum. Beni anladığını da. Seni ne kadar çok sevdiğimi bildiğini de. 

Uğurlar olsun  canım teyzem. Seni hiçbir zaman unutmayacağımı biliyorsun.

Ben bugün.Annemi ikinci kez kaybettim…

Zuhal 2020 Haziran

Haber Merkezi

Next Post

Öykü } Kafesten bir kuş uçtu* Levent Kaçar

Paz Haz 21 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Penceredeki adamın tutkulu bakışları, içini ısıtan çocuksu bir sevince dönüşüyordu. Kuş taşıyor, örüyor, sıvıyor; adam ise gözleri ışıl ışıl bakıyor, bakıyordu… Ağzında, tüttürdüğü keyfe keder sarma sigarası. İstanbul – Dikkatini karşıda, duvarın dip köşesinde çekmişti, pencereden bakan çipil gözlü adamın. Kanatları o denli hızla titreşiyordu […]
Translate »