Ahmet Yıldız, Buse Şeker, Hande Kader, Esra Ateş…

Evrim Kepenek

Pembe Hayat Derneği’nden Avukat Hatice Demir, “Nefret cinayetlerinde Türkiye Avrupa’da birinci sırada. Her şeye rağmen Trans Hareketi mücadeleye devam ediyor” diyor ve ekliyor: “Elbette ki tablo olumsuz ama umutsuz değilim.”

etin Çalık, Hüseyin Çavuş, Petro Melikşahoğlu, Berç Anahtarcı, Salem Demircigöz, Ahmet Yıldız, Esra Ateş, Buse Şeker, Defne, Hande Kader ve Didem Akay….

Türkiye’de öldürülen ya da intihara sürüklenen LGBTİ+’lar.

Transgender Europe’ın (TGEU) 2008’den bu yana yürüttüğü Trans Cinayetleri İzleme Projesi’ne göre Türkiye Avrupa’da en fazla trans cinayeti işlenen ülke. Dünyada ise trans cinayetlerinin en fazla işlendiği ülke Brezilya, Türkiye dünya sıralamasında 12. sırada yer alıyor. Rainbox Index’e göre LGBTİ+ hakları konusunda Azerbaycan, Türkiye ve Ermenistan en geri ülkeler arasında.

Toplantı ve dernek kurma özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar nedeniyle Türkiye’nin puanı 2015 yılından bu yana düşüyor. 

Azerbaycan, cinsiyetin yasal olarak tanınmasındaki düzensizlikler nedeniyle son iki yılda puan kaybetti. 

Translar  için kendi kaderini tayin hakkına bakıldığında da durum yine değişmiyor. Ermenistan, Kıbrıs, Kosova ve Karadağ’da trans aktivistlerin çabaları sayesinde yasal cinsiyet tanıma mevzuatları daha erişilebilir hale geldi. Ancak, yasal hakların uygulanması konusunda  Azerbaycan,Gürcistan, Sırbistan, Türkiye ve Kuzey İrlanda’da (İngiltere) gerilemeye devam etti.

Pembe Hayat Derneği’nden Avukat Hatice Demir, “Nefret cinayetlerinde Türkiye Avrupa’da birinci sırada. Her şeye rağmen Trans Hareketi mücadeleye devam ediyor. Elbette ki tablo olumsuz ama umutsuz değilim” diyor. 

“Trans kadınlar hukuksuzça gözaltına alındı”

Önce, geçen günlerde Bayram Sokak’ta 18 trans kadının gözaltına alınması olayı ile başlayalım. Detaylı bilgi aktarır mısınız?

Kadınların birden bir gece baskınıyla evlerinden alınıp yine 18 kişinin küçücük karakoldaki iki nezaret odasına bölünüp konması başlı başına bir hak ihlali.

Ortada bir suç iddiası yok. Kızlar evlerinden alınırken “korona” sebebiyle alındıkları söyleniyor. Fakat sonrasında karakola gittiklerinde kendilerine sorular sorulardan anlaşılıyor ki, “fuhuş” iddiasıyla gözaltındalar.

Bu evlerle ilgili sorular sorular …“Kim size aracılık yapıyor?”, “Bu evler kimin?” gibi bir sorularla anlıyoruz ki fuhuş suçlaması var.

Bizim ülkemizde fuhuş tek başına suç değil “aracılık etmek”, “yer temin etmek” gibi başka durumlar suç olarak belirlenmiş.

Ayrıca, kızların ifadesi “Şüpheli” olarak alınmıyor “bilgisine başvurulan kişi” olarak gösteriyorlar.

O zaman neden gecenin 12’sinde pandemi şartlarında bu kızları pandemi nedeniyle aldığınızı söyleyip karakola götürüyorsunuz?

Birilerinin ifadesine başvurabilirsiniz, evet fakat şüpheli dahi olmayan kişileri neden gözaltına alır gibi karakola götürdünüz? Neden gece 12’de yapılıyor bu işlem? 18 kişinin ifadesinin alınması sabah 7’ye kadar sürdü.

Karakolda, pandemi tedbirleri sağlandı mı?

Hayır. Karakolda pandemi koşulları sağlanamıyor. Şöyle kızları, dokuzar dokuzar bölmüşler. Küçücük iki odaya koymuşlar.

Sağlık Bakanı’nın 2 metre mesafe kuralı gibi diğer hiçbir kural da uygulanmamış. Toplu halde hukuka aykırı bir şekilde gözaltına alınan müvekkillerimizi zaten bu şekilde karakolda tutulmaları da pandemi nedeniyle hukuka aykırı.

“Mağdurken şüpheli duruma düşürülüyorlar” 

Sizce trans kadınlar haklarını ararken yargıya başvuru yaparken ne gibi sorunlar yaşıyor?

Bir kere yeniden mağdur edilirim endişesi var. Şöyle somut bir örnekle anlatayım. Seks işçisi trans bir kadın müşterisinden şiddet gördüğünde karakola başvurduğunda ya müşteri bulunamıyor, bulunsa da hiçbir yaptırım uygulamıyor. Ama seks işçisine “fuhuş” iddiasıyla soruşturma açılıyor. Mağdur olan trans kadın bir anda “şüpheli” oluyor. Bu bile seks işçilerinin hukuka başvurmalarında bir engel.

Yine trans kadınlar karakola gittiklerinde aşağılanma, dalga geçilme, anlattığı olayın ciddiye alınmaması gibi davranışlarla karşılaşabiliyor. Savcıyla da karşılaşınca durum değişmiyor.

Yani kolluğundan, yargısına kadar tüm personelde ayrımcı, cinsiyetçi ve nefret söylemi içeren davranış modelleri görebiliyoruz.

Mesela savcı, “Buraya böyle mi geldin?”, “Bu kıyafeti mi giydin?” diyebiliyor.

Bu aşağılayıcı müdahale kimseye maruz kalmak istemez ve gitmez oralara. Bir suçun mağduru olduklarını karakola, savcılığa gitmek yerine “Daha fazla tekrar tekrar mağdur olmayayım” diyerek başvuru yapmıyorlar.

Türkiye’de bu tür nefret suçlarına dair bir yasa var mı? Yeterli mi?

Türkiye’de nefret suçlarına dair bir yasa olduğu iddiası var ancak bu yasa maddesinde “cinsiyet yönelim, kimliği” ibaresi olmadığı için LGBTİ+’lara yönelik nefret suçlarında etkisiz kalıyor.

Bu nedenle acilen Türkiye’de nefret suçları yasa çalışması yapılması gerekiyor. Cinsiyet yönelimi, kimliği üzerinden bir dava açılabilmesi için yasaya net olarak bu ifadelerin de konması gerekiyor.

“Anayasa’nın 10. Maddesi yeniden düzenlenmeli”

Somut bir örnekle anlatır mısınız?

Bir Pembe Hayat Derneği’nden iki trans kadın, 10 Ağustos 2018’de Cinnah Otel’de rezervasyonları olmasına rağmen “cinsiyet kimliği” gerekçesiyle otele alınmadı.
 
Olayın ardından Pembe Hayat hukuk departmanı konuyu Türkiye İnsan Hakları Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) taşıdı.

Hatta olayın “Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık Yasağı” kapsamında bir suç oluşturduğunu belirtildi. Ancak, TİHEK, yapılan başvuruyu “Cinsel kimlik ayrımcılık temeli sayılamaz” diyerek reddetti.

Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık Yasağı kapsamında ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş ve cinsiyet gibi temellerin ayrımcılık oluşturduğunu kaydeden TİHEK, cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığın bu kapsam içerisine giremeyeceğini açıkça belirtti.

“Cinnah Otel” davası, Türkiye’de hakkını hukuk alanında arayan translara yönelik ayrımcılığı en somut olarak gösteren örneklerden.

Pembe Hayat’ın avukatlarından Hatice Demir, “TİHEK, ‘Bizim kanunumuzda cinsiyet kimliğine ayrımcılığa dair madde yok’ diyerek bu ayrımcılığa dair bir çözüm üretmiyor.

Bu durum bile eşitlik ve ayrımcılığa bakmak için kurulan bu amaçla var olan bir yapının tavrı dahi bizlere cinsel yönelim cinsiyet kimliğine yönelik ayrımcılıklardaki cezasızlığı gösteriyor. Anayasa’nın 10. Maddesi’ne “cinsel yönelim” ifadesinin de eklenmesi gerekiyor.

“Mevzuat yeterli değil”

Başka kimlere görev düşüyor?

Elbette sadece yasa yapıcılara değil adalete erişimde rol oynayan herkese büyük görev üşüyor.

Hâkimlere, savcılara, avukatlara… Avukatların çoğunun da cinsel yönelime dair ayrımcılıklara dair bilgisi olmadığını hatta bazen fail olduğunu görüyoruz… Barolara büyük görev düşüyor. Barolar da bu konuda daha fazla eğitim düzenlemeli.

Sizin çözüm önerileriniz neler?

Nefret suçları mevzuatımız yeterli değil. Buna dair acilen bir çalışma yapılması gerekiyor. TCK’de “nefret ve ayrımcılık” suçlarına dair bir madde var ama LGBTİ+’ları kapsamıyor.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı  (AGİT) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kriterlerine uygun nefret söylemi suçlarının cezalandırılmasına dair yaptırımları düzenleyen yasalara ihtiyaç var.

Bu kadar yaygın bir şekilde cezasızlık politikaları üretilmesinin bir sebebi de doğrudan devlet bürokratlarının hükümet yetkilerinin LGBTİ+’ları kriminalize eden söylemleri.. İşte bazen hutbelerden bazen canlı yayınlardan yayılan nefret söylemleri…Baştaki bunları yaparsa bu söylemler sokakta da yaygınlaşıyor.

Bu nedenle de nefret söylemi yayan özellikle bürokratların yargılanması gerekiyor ki bu söylemler sokağa yansımasın.

20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’nde Türkiye’nin durumu nefret söylemleri, cinayetleri açısından ne durumda sizce?

İç açıcı değil. Biz 18 trans kadının gözaltına alınması haberiyle, Eryaman dosyasının zamanaşımı riski haberleriyle bu seneki 20 Kasım’ı karşılıyoruz. Nefret cinayetlerinde Türkiye Avrupa’da neredeyse birinci, Dünya genelinde 12’inci sırada. Yine de her şeye rağmen Trans Hareketi mücadeleye devam ediyor. Hem de toplumsal arenayı dönüştürmek için mücadeleye devam ediyor. Elbette ki tablo olumsuz ama mutsuz değilim.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Daha fazla nefret suçu mağduru olmasın. Bütün çabamız bunun için. Biz çok yol arkadaşı kaybettik daha fazla yol arkadaşımızı kaybetmek istemiyoruz. Ölmek istemiyoruz. Bir kişi daha eksilmek istemiyoruz. Daha fazla yaşamak istiyoruz. Bütün mücadelemiz bu motivasyon üzerine kurulu.

20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü hakkındaNefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü veya Transları Anma Günü, transfobi sonucu öldürülen veya nefret suçuna uğrayan Transları anmak ve tranfobiye dikkat çekmek için düzenlenen uluslararası bir gün.İlk olarak 20 Kasım 1999’da düzenlenen Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü, her yıl aynı tarihte birçok ülkede düzenleniyor.Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü, öldürülen trans kadın Rita Hester’i anmak için Gwendolyn Ann Smith tarafından ilk defa 1999 yılında Boston, Massachusetts’te organize edildi.Smith tarafından sadece internet üzerinden başlatılan proje daha sonraları uluslararası bir eylem gününe doğru gelişti. 2010 yılında, Transları Anma Günü, 20’den fazla ülkede 185’den fazla şehirde düzenlendi.Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü, Türkiye’de Pembe Hayat Derneği öncülüğünde organize edilmektedir ve bir hafta süren etkinliklerle nefret suçu mağduru transları anıyor.Nefret Suçu hakkındaNefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlar. … Bu suçları engellemeye ve suç işleyenleri cezalandırmaya yönelik düzenlenmiş yasalara ise nefret yasası denir.Avrupa’da nefret söylemiGünümüzde nefret söyleminin belirlenmesinde Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu tarafından 1997’de kabul edilen R(97)20 sayılı tavsiye kararındaki tanım esas alınmaktadır. AİHM, tavsiye kararındaki tanımı bir ölçüde kabul etti.Ancak yine de kendini şekli olarak bu tanımlarla sınırlı kabul etmeyerek her davada olayları tek tek incelemekte olayları geliştiği bağlam ve çerçevede değerlendirir.Türkiye’de nefret söylemiNefret suçunun oluşması için failin ön yargı saiki ile hareket ederek ceza kanunda suç olarak düzenlenen eylemi kişi veya gruba karşı aidiyeti nedeniyle işlenmesi gerekir.Nefret suçundan söz edebilmek için öncelikle işlenen fiilin ceza kanununda bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi gerekir.Anayasası 10. Maddesi: “Ayrımcılık yasağı”Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 26. maddesinde ise “hukuken ayrımcılığa karşı korunma” düzenlenmiş,TCK’nin 3. Maddesi ile de, “Kanunun uygulanmasında ayrımcılık” yasaklanmıştır.TCK’nın 122. maddesi’nde, “Ayrımcılık” suçu; “(1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle,a- Bir kişiye kamuya arzedilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini,b- Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,c- Bir kişinin işe alınmasını,d- Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.Bu suçun maddi unsuru:Failin 122. Maddesi’nde sayılan “engelleme, işe alınmaması veya alınması ile reddetme” hareketleridir. Bu suç, seçimlik ve bağlı hareketli bir suçtur. Hareketlerin gerçekleşmesi ile suç tamamlandığından bu yönüyle sırf hareket suçudur. (Caner Yenidünya TCK’da Ayrımcılık Suçu Çalışma ve Toplum Ekonomi ve Hukuk Dergisi, 2006/4 sayı 11. İstanbul 2006 s. 107)Suçun Manevi Unsuru:Bu suç sadece kasıtla işlenebilen bir suçtur. Ancak genel kast yeterli değildir. Ayrıca failin maddede belirtilen seçimlik ve bağlı hareketlerden en az birini nefret saiki ile işlemesi gerekir. 6521 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile ayrımcılık niteliğindeki hareketlerin nefret saiki ile işlenmesi manevi unsur olarak eklenmiştir.TCK 122. Maddesi’nde ırk, devlet, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefrete dayalı ayrımcılığı suç saymıştır. Yasa koyucu burada açık bir şekilde on koruma grubu belirlemiş ve bu on koruma gurubuna yönelik seçimlik ve bağlı hareketleri suç olarak düzenlenmiştir.Suç ve Cezada Kanunilik İlkesi gereği bu on koruma grubu dışındaki bir gruba nefret saikiyle de olsa ayrımcılık yapılması durumunda veya bu on koruma grubuna karşı maddede belirtilen dört farklı seçimlik hareket dışında bir eylemle ayrımcılık yapılması halinde de ayrımcılık suçu oluşmayacaktır.*Wikipedia ve barandogan.av.tr’den düzenlendi.

Evrim Kepenek

bianet kadın ve LGBTİ haberleri editörü. bianet stajerlerinden. Cumhuriyet, Birgün, Taraf, DİHA, Jinha ve Jin News için çalıştı. Sivil Sayfalar, Yeşil Gazete, Journo ve sektör dergileri için yazılar yazdı. Okulun Duzi belgeselini yönetti. Hemşin kültür dergisi GOR’un yazarlarından. Yeşilden Maviye & Karadeniz’den Kadın Portreleri, Sırtında Sepeti, Medya ve Yalanlar isimli kitaplara katkı sundu. 2011 Musa Anter Gazetecilik ödülü sahibi. İstanbul Üniversitesi Avrupa Birliği bölümünden mezun oldu, eğitimine Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde devam etti.20 KASIM NEFRET SUÇU MAĞDURU TRANSLARI ANMA GÜNÜAhmet Yıldız, Buse Şeker, Hande Kader, Esra Ateş…Pembe Hayat Derneği’nden Avukat Hatice Demir, “Nefret cinayetlerinde Türkiye Avrupa’da birinci sırada. Her şeye rağmen Trans Hareketi mücadeleye devam ediyor” diyor ve ekliyor: “Elbette ki tablo olumsuz ama umutsuz değilim.”Evrim Kepenekİstanbul – BİA Haber Merkezi20 Kasım 2020, Cuma 00:00  

Kaynak:bianet.org

adı geçen yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

RSF, 2020 Basın Özgürlüğü Ödülleri için adaylarını açıkladı

Cum Kas 20 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), 8 Aralık’ta Tayvan’ın başkenti Taipei’de verilecek 2020 RSF Basın Özgürlüğü Ödülleri’ne aday gazetecileri açıkladı. Dördü kadın yedi gazeteci ve beş medya kuruluşu ‘cesaret’, ‘etki’ ve ‘bağımsızlık ödülü’ olmak üzere üç farklı kategoride yarışıyor. RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire konuya ilişkin […]
Translate »