Hilmi Toy
Yazar

Günaydın, sabah kahvesini yudumlarken ya da çayı bardakta soğutmadan. Güne hatır koyalım, güne biraz umut, güne biraz iyimserlik, güne birazda kahve tadında sevinç. Gün aydın olsun böylece bu günde.

Ne olur, “Adnan Yücel’in anısına bir de şiir düşelim gün üstüne. “…
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!” diyor Çukurovalı olarakta anılarda olan şair Adnan Yücel.

Ne güzel bir rastlantı, 27 Mart 1953 de Elazığ’ın Dilek (eski adıyla Seli) köyünde ‘Dünya Tiyatrolar Günü’nde doğmuş. Perdeler ücretsiz açılıyor o gün. O gün Bir şiir cemresi gibi düşmüş hayat denilen kavganın orta yerine. İlkokulu kendi köyünde, Orta öğrenimini Elazığ’da okumuş. 1975 yılında Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiş. 1977 yılında ise Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nden mezun olmuş. Yüksek Lisansını “Şiirimizde Garip Hareketi” tezi ile 1980 yılında yapmış. Ankara Yayın Üretim Kooperatifi (AYKO) kurucularından olmuş. 1975-1987 arasında Ankara’da kimi liselerde Edebiyat öğretmeni olarak çalışmış. 1987 yılından sonra ise ömrünün sonuna kadar Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Türk Dili Öğretim Görevlisi olarak çalıştı.

İlk şiirleri “Ter Şiirleri” başlıklı Yeni Adımlar dergisinde 1974 yılında yayınlandı. Bu yıldan itibaren sanatsal üretimlerini Yapıt, Direniş, Yeni Olgu, Sanat Emeği, Türkiye Yazıları, Petek, Yazko Edebiyat, Somut, Anadolu Ekini, Dönemeç, Söylem, Artı, Oluşum gibi dergilerde; Yeni Halkçı, Demokrat ve Cumhuriyet gazetelerinde yayımlandı. Sanatın ve sanatçının tarafsızlığına karşı durup, taraf olup örgütlü bir yaşamı ve sanatı seçenlerdendi. Yazı ve şiirleri taraftı, tarafının estetik sanatı, kültürel değerleri ve sesi olanlardandı. 12 Eylül 1980’li yılların sanat ve edebiyat alanında yılgınlığa, dönekliğe, umutsuzluğa kalem kıranlara, dümen kıranlara karşı çağının aydın, yazar, şairi olmanın sorumluluğunu taşıdı hep. Toplumcu gerçekçi yazar ve şairdi. Aziz Nesin’in “Ödlek Aydınlar” dediklerinden hiç değildi. Yalçın Küçük’ün tanımladığı, Işık Kutlu’nun (Kutsiye Bozoklar’ın) da katıldığı “Eylülist Aydınlar”a ve bunların yazdıkları “Küfür Romanları”na karşı “Ey her şey bitti diyenler, / korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler, /Ne kırlarda direnen çiçekler, /Ne kentlerde devleşen öfkeler, / henüz elveda demediler” deyip, yarına gidenlerin ve yarınlar adına direnenlerin şiirlerini yazdı. Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Yazarlar Derneği, Edebiyatçılar Derneği, Çukurova Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği üyesiydi.

ESERLERİ:
ŞİİR: Kavgalara Sözlenen Sevda (1979), Soframda Kaval Sesi (1982), Bir Özlem Bir Türkü (1983), Acıya Kurşun İşlemez (1985), Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek (1986), Rüzgârla Bir (1989), Ateşin ve Güneşin Çocukları (1991), Çukurova Çeşitlemesi (1993).

ARAŞTIRMA-İNCELEME: Karacaoğlan / Yaşamı, Çağı, Kişiliği, Seçme Şiirleri (1992).

Ben ilk şiirini Antep’te yanlış hatırlamıyorsam ‘Direniş’ adında bölgesel – yerel bir kültür ve sanat dergisinde okudum. Yıl 1977 olmalı. Antep’te 1976 yılı 8-9 Haziran günü ‘Düztepe Direnişi’ olarak tarihe geçip anılan İlhan ile Mehmet Ali’nin üzerine yazdığı şiirle tanıdım Adnan Yücel’i. Antep Destanı başlığı ile yayınlanmıştı. “Kurşun ağzında iki dal yiğit /… Antepliler Antepliler, /Yiğit olur Antepliler / Her biri bir Şahin’diler / Her biri bir Şahin gibi düştüler yirmi yaşlarında” diyordu. Ticaret Lisesinde bizim Edebiyat dersimize giren öğretmenimizin de yazısı vardı. Sonraki yıllarda hapishanede Yeni Olgu ve Yazko Edebiyat dergilerinde rastlayıp okudum şiirlerini. Canınız mı sıkıldı, “Soframda Kaval Sesi”ni okuyun. Aşık mı oldunuz, seviyi yoz eyleyenler mi var, kavgasını verdiğiniz hayatın ve hayallerin mi örselendi yada coşkusu sardı, açın “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” şiir kitabını Adnan Yücel’in okuyun. Acılara mı tutundu yüreğiniz, acının kuşatması mı sardı dört bir yandan, açın “Acıya Kurşun İşlemez” şiirini okuyun. “Ateşin ve Güneşin Çocukları”nı mutlaka okuyun. Adnan Yücel’in kimliğidir bu eseri. Okumadıysanız borcunuz olsun ödeşmek için. Bir arkadaşımın dediği gibi “Ateşin ve Güneşin Çocukları” tarihi ve mitolojik bir destandır, Adnan Yücel’in kimliğine de güçlü bir vurgudur.

Ne yaman çelişki, 24 Temmuz 2002 de sansürden kurtulamayan basının “Basın Özgürlüğü-Basın Bayramı” gününde vedasını bırakmış Adana’da şiirin orta sahasında. Ömrü sansüre karşı mücadele ile geçmiş bir şair, Çukurova’nın Temmuz sıcağında şiir terini bıraktı emekten yana. Yakalandığı illet kanser hastalığına bedeni yenik düştü. Hem de en verimli, en üretken çağında. Şiirin Yaşar Kemal’i, umudun ve kavganın şairi, kültür ve sanatın militanı Adnan Yücel’in eserleri kaldı mücadelenin hazinesine emanet.

“Bir inancın yüceliğinde buldum seni.
Bir kavganın güzelliğinde sevdim.
Sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa…” dizelerini bırakan Adnan Yücel, şiirin güzelliği kadar kavganın güzelliğidir aynı zamanda.

Adnan Yücel’i okumak bir ayrıcalıktır. Adnan Yücel’i okumak aşktır, kavgadır, hayattır, kavalın ezgisinde yaşama tutunmak, her daim umudu yeşertmektir. Türküsüz çıkmayın der yola, sevgiyi öfkesiz yaşamayı öğütler ve der ki, “İyi ki silahsız çıkmamışız acılara karşı /Türküsüz çıkmamışız yollara / Ekmekten ve gömlekten önce Aşk /Ve sevinç doldurmuşuz koynumuza. /İyi ki, koparmamışız çiçekleri, /Sevgiyi öfkesiz takmışız yakamıza”.

Anısına saygıyla…

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!