Adalet Arayışındaki Çığlığa Yanıt Olmak – İsmail Doğruer

Bu noktada tartışmalara yol açan ve yazar Murat Kahramanı hedef tahtası haline getiren saldırılara konu oluşturan canlı yayını okuyucuların durumu kavrama şansı bulması açısından yer vermeyi doğru buluyoruz. Murat Kahramanın sözkonusu tepkilere karşı yaptığı açıklamayı yazarlarımız Ismail Dogruer ve Tevhide Akıncı nın yazılarının sonunda okuyabilirsiniz. SimurgNews

***

Yaşamlarımız içimizden geçen zaman akışında öznesi yada nesnesi olduğumuz tanıklıklara tavır takınabildiğimiz kadar anlamlıdır.

Dün sosyal medya üzerinde yürüyen bir tartışma ve duyarlılık içeren paylaşımlardan Dersim’de ailesi katliama uğramış kendiside aynı süreç ve olaylar zinciri içinde bu akibetten kılpayı kurtulmuş, bu süreci adalet arayışına dönüştürerek tarihsel bir acıyı Bitmeyen Veda Ve Çığlık adlı iki Anı-Roman la benim gibi sorunun ve konunun oluş/geliş bağlamında bilgilenme açısından daha uzaktakilerinde kavrayabileceği görünürlüğe kavuşturan yazar Murat Kahraman’ın tehditlerle susturulmayı hedefleyen bir tavırla karşı karşıya olduğunu öğrendim.

Coğrafyamızda bu ne kadar az sıradışı bir durum olsada, bu tehditlere hedef tahtası olmanın yolunu açanın birbaşka kamuya malolmuş isim, Türkiye Parlamentosunda ezilenlerin temsilcisi olma çabası içindeki Parti olan HDP’nin örgütlemeden sorumlu Eş Genelbaşkan Yardımcısı ve Dersim milletvekili Ali Can Önlü olarak karşımıza çıkması acı verici şekilde durumu halkların gündemine oturtuyor.

Bu duruma neden olan sosyal medya üzerinde bir canlı yayında yine Dersim coğrafyasından hukukçu ve CHP Milletvekili Hüseyin Aygün’ün konuğu olarak, Dersim coğrafyasında yaşanan bir başka tarihsel acı olan ve ne yazıkki ulusal hareket PKK’nin hatalı eylemlerinden biri olarak tarihe not düşülen Barasor(Başbağlar)katliamı üzerine yaptığı yorum ve değerlendirmeleri olduğu anlaşılıyor. Birbirine yakın süreçlerde TKP(ML) taraftarı olan Kahraman ailesine karşı yine PKK nin hatalı bir eylemi olarak tarihe not düşülmesi bu her iki katliama ilişkin toplumda ve katliama uğrayan ailelerin geride kalan fertlerinin travmasına ilişkin konuşmak bu gerçeğin politik sorumlularından toplumsal vijdanı rahatlatacak bir tavır beklentisi ile hareket eden kişileri dahada mağdur edecek bir pratikle karşılamak yarayı deşmekle eşdeğerdir.

Bu biçimde gündeme gelen sorunun taraflarından Kürt Ulusal hareketine düşen sorumluluk toplum vijdanını rahatlatacak şekilde bu sürecin özeleştirisini vermek iken bu her iki katliamla ilgili adalet arayışı ve çağrısı bağlamında sürecin mağduru, yazar ve Kaypakkaya geleneğinin önemli bir ismi olarak Murat Kahraman’ı düşmanlaştırmasını yada Ulusal hareketin adına konuşması gerekenlerin dışındaki temsiliyetlerden geliştirilen tepkilerle hedef gösterilmesini yanlış buluyor, sorumlu bir davranış olmadığının altını çiziyorum. Bu sorumluluk PKK kadar, benzer kabul edilemez eylemler le tarihe yanlış notlar düşmüş, kendi tarihlerine ve halk demokrasisi, sosyalizm adına lekeler düşürmüş diğer Komünist, Devrimci ve Yurtsever Parti ve Örgütleride beklemektedir.

Başka türlü her davranış bu ortak mücadele ve geleceği kazanma noktasında birlikte yürüme adına birçok gücün ortaklaştığı, içinde Kaypakkayacı yapılarında olduğu HBDH (Halkların Birleşik Devrim Hareketi)gerçekliğinde sorumsuzluk ve politik körlük içinde bir telafuzu bile ağır gelecek bir yanlış yapma refleksi, kendi eliyle ayağına balta vurmakla eşdeğerdir.

Murat Kahraman yaşamı devrim için fedakarlıklarla geçmiş bir devrimci yazar ve Kaypakkaya geleneğine şimdiye kadar gölge düşürmemiş bir dava insanıdır. Yoldaştır.

14.08.2020

Murat Kahraman’ın kendisine yönelen tehditlere karşı yayınladığı açıklama.

” ÖRGÜTLÜ KÖTÜLÜK VE KİTLESEL SUSKUNLUK

PKK’yla ilgili yazmak istemiyorum. Ne zaman yazmaya kalksam, torununun kanını elinde taşıyan yaşlı bir keşiş gibi yorgun ve yaşlı hissediyorum kendimi. Normal bir devletten daha katı örgütlenmiş organize bir yapıya karşı haklılığı, doğruluğu ya da mağduriyetini ispat etmeye kalkmak o kadar zor ki, yazan kalem çaresiz kalıyor. Buna rağmen bu yazıda da nezaket ayarlarını bozmamaya özen göstermeye çalışacağım.

Örgütlü bir kötülük ve kuşatmayla karşı karşıyayız. Hem devlet hem Apocuların kıskacı altındayız. Görüyoruz, yaşıyoruz ve hissediyoruz; fakat kitlesel suskunluğa, bu hakikati nasıl izah edeceğiz?Çünkü bunlar gücünü, en çok suskun kalanlardan alıyorlar.

Hüseyin AYGÜN’le yaptığım canlı yayında Başbağlar (Barasor) katliamının konuşulduğu bölümde Alican ÖNLÜ, Hüseyin Aygün’e ve bana hakaretlerde bulundu. Kürt düşmanı, kemalist ve devlet adamı olmakla suçladı bizi.

HDP’de “Örgütlenme”den Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ÖNLÜ denilen provokatörün örgütlediği troller, sayısız bir şekilde Facebook hesabımı kırma girişiminde bulundular. Bana karşı bol miktarda kirli algı operasyonu yürüttüler.

Bunlar birinin fikrini eleştirmezler. Olay ve olgulara dayalı tartışma yürütmezler. Sadece hakaret ederler, değersizlik duygusunu yaratırlar ve hedef aldığı kişinin kendisine olan saygısını zedelenmesini amaç edinirler. Bulundukları yerlerde sağcılara yönelmezler, kendilerinden olmayan devrimcileri ve özellikle de Dersimliler’i hedef alırlar; alaya alır, küçümser ve itibarsızlaştırırlar.

Ortak noktaları ise suçlu olmaları ve suçlarının açığa çıkmasından korkmalarıdır. Beni susturmak istemelerin altında yatan neden tam da budur. Zalim, korkak ve sinsidirler. İngiltere’de yaşayan RR adlı trol buna en iyi örnektir. Mazgirt Bağın katliamını yapanlardan biridir. O katliamın en genç kurbanı Onur 2.5 , Sıla 3 ve Keko amca ise 70 yaşındaydı.

SUÇ CEZASIZ KALIRSA BİR ZEVKE DÖNÜŞÜR

ÖNLÜ, elbette siyasal bir sistemin yarattığı bir figüran. Onu bu gerçeklikten bağımsız ele almak ve kişiselleştirmek doğru olmaz. Her dönem kendi dışındaki devrimcileri “döven” bir tetikçi. İşlediği tüm suçlar yanına kâr kaldı. Artık suç işlemek bunun gibileri için bir zevke dönüşmüş durumdadır. “Suç cezasız kalırsa adaletsizlik kadar ahlak bozucu olur” sözü tam da bu mübarek için söylenmiştir adeta. Utanmazlıkla ahlıksızlık aralığı arasındaki çizgide; rakip gördüğü belediye başkan adayları başta olmak üzere sayısız insanı itibarsızlaştırılması, evlerine dinleme cihazı konulması, yüzlercesinin vadiye çekilmesi, ölen gençlerin ahı, siyasi istismara uğrayan binlerin öfkesi, gizli zenginliği ve sevilmediği bir ilde milletvekilliğini kazanma “becerisi” vardır.

Örneğin 2004’te TKP(ML) önceli MKP gerillalarına Önlü’nün sarf ettiği iğrenç sözleri hatırlayanlar, MKP gerillalarının PKK tarafından pusuya düşürülmesinin bağlantılarını da görebilirler. Tüm bu provakasyonların başını Önlü, ED ve ekibi çekti. Bulanık sularda kulaç atan bu zat, şeref belgesi dağıtan söylemleriyle herkesi hain ilan eder, fakat kendisinin devletle olan ilişkisini es geçer. Daha neler çıkacak ortaya neler!.. Sadece biraz daha zamana ihtiyaç vardır.
Hayatta hiç bir şey asla gizli kalmaz ya hakikat, sen suçluların listesini tut, ben sabrı çağıracağım!

KOLLEKTİF SUÇ

Son kitabım çıkınca önce gazetelerinde tanıtımı yapılmıştı. Kitap kamuoyu tarafından sahiplenince, ilkokula kadar sadece Kürtçe bilen beni “Kürt düşmanı” olduğum iftirasını yaymaya çalıştılar. Bu çevrenin bana ilişkin söyleyeceği iyi bir söz beni rahatsız eder. Onun için onların söylemlerine cevap vermeyi gerekli görmüyorum.

ÇIĞLIK romanı çıktığı dönemlerde kaza süsü vererek beni katletme planlarından tutalım da kitap tanıtımını yapan Kürt arkadaşlara uygulanan baskıya kadar uzanan bir psikolojik şiddet ve kuşatma mekanizması uygulandı hep. Bu kirli manipülasyona sayısız örnekler sayabilirim, fakat bunların detayına girip magazinsel bir hava yaratmak istemiyorum. Sadece ufak bir örnek vererek geçmek istiyorum:

Kardeşim yakın bir zamanda küçük bir işletmeyi satın almak isteyince, bulunduğumuz şehirde PKK sorumlusu SS ve RT adlı Mardinli iki kişi, işletme sahibine baskı uygulayarak satışına engel olmaya çalıştılar.
Adamın evini yak ve bundan en ufak bir mahcubiyet duyma; üstelik ticaret hakkının yasalarla korunduğu modern bir ülkede, kalk adamı açlığa mahkum etmeye çalış!
Saldırıyı eğer fiziki bir müdahale olarak görüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Burada bal gibi psikolojik, ekonomik ve manevi bir şiddet var.

Şu korkunç düşmanlığı görebiliyor musunuz? Böyle adamların eline fırsat geçerse ne yaparlar?

YAKITI YALAN VE İFTİRA OLAN ANLAYIŞ

Faşist TC, beni önemliymişim gibi göstermek için “MKP örgütünün ideologu” saçma sapan yalan iddialarıyla, alakam olmayan olaylarla ilgili hakkımda çıkardığı kırmızı bülten nedeniyle bir Balkan ülkesinde tutuklattı. PKK’nin yerel ayakları da, “ZD isimli Dersimli bir iş adamıyla Suriye’deki altın kaçakçılığı” iftirasını attılar. Yine aynı zamanda bir internet sitelerinde benim ve Ali Haydar’ın fotoğrafını kullanarak, “MKP’nin iktidarını ele geçirmek” gibi kargaların bile güleceği kara propagandaları devreye soktular. Buradaki amaç, kirli bir algı operasyonuydu. Hedeflenen şey TC’ye iadem durumunda oluşabilecek kamuoyunun önünü kesmekti.
GECENİN GÖZLERİ yazımda, kontrollerindeki kurumların 23 devrimci aleyhine oluşturulan kırmızı bülten listesinde nasıl bir rol oynadıklarını anlatmıştım. Erzurum Ağır Ceza Mahkemesine “gözlemci” sıfatıyla katılan partilerindeki gözlemciden tutalım da ismimi basınınız aracılığıyla teşhir etmeye varan bir saldırı oldu. Onları devlete şikayet etmeyen annemin, geliştirilen linç ve yalana karşı İstanbul İHD şubesinde basın açıklaması yapma hakkına bile engel olmaya çalıştılar. Öyle ya tüm ‘haklar” onlar için vardır. Başkasının “hak”ı kullanmaya ne ihtiyacı vardır ki? Buradaki çifte kuşatmayı görebiliyor musunuz?

Bunların tümü utanç duyulacak ağır suçlar. Bunları neyle açıklayacaksınız?

DEVLETİN HAZIRLADIĞI LİSTE

TC’nin muhalif kesimlere yönelik düzenlediği ve bir buçuk yıl önce Avrupa’da deşifre olan listesi vardı. Örgütün 8 yöneticisinden biri olma iddiasıyla benim de ismim yer almaktaydı. Neden ismimi koydular anlamış değilim; çünkü ne örgütün yöneticisi, ne de faaliyetçisiyim. Elbette faşizme karşı devrimci faaliyet yürütmek meşru ve haklı bir davadır. Öyle bir pozisyonum olsa göğsümü gere gere söylerim.

PKK’nin Avrupa’daki sorumluları, MKP’ye başvurarak örgütle olan hukukumu öğrenmek istemişler. Hüseyin AYGÜN’le yaptığım canlı yayından sonra ise zarar vermeye dair çeşitli provakatif söylemler ortalıkta dolaşmaktadır.

Bu vesileyle Önlü’nün ve yönlendirdiği trollerin itibarsızlaştırma çabaları altında yatan neden sadece hedef göstermekle sınırlı olmadığını düşünüyorum. Apocular, birine yönelmeden, önce onu itibarsızlaştırmak için olanca güçleriyle faaliyet yürütürler. Bu onların klasik taktiğidir.

Şu hususu özellikle belirtmek istiyorum:
Devletin listesinin olması ve bahsi edilen kişilerin de bu listeden haberdar olmaları başka istismarlara kapıyı aralıyor. “Devlet yaptı” oynuna başvurabilirler. Bunlara da bunların sözlerine de kesinlikle güvenmiyorum.

Bu konuda yaşanılmış kanlı ve acı pratikler vardır. 1993’teki Doğan Köyünde aileme yönelik yapılan vahşette bu oyun denendi. Hem devletin hem de PKK’nin yerel işbirlikçisi, vahşetten sonra havaya ateş açarak-bu katliamın başarıyla sonuçlandığına dair bir mesajdı -“gelin komşular, kontra-gerilla Veli KAHRAMAN ve çocuklarını katletti” diye hedef şaşırtmak istedi. Fakat ablam Zeynep’in yaralı kalması sonucu, vahşeti devlete ihale etme girişimi, boşa çıktı. Yoksa bizi katlettiklerini nasıl kamuoyuna kanıtlayacaktık?

DÜŞMANINA BİLE HAKSIZLIK YAPMAMAK

PKK’nın 5 Temmuz 1993’de biri kadın olmak üzere iki çocukla birlikte 5 kişinin evlerin içinde yandığı, toplam 33 kişinin katledildiği, 191 evin yakıldığı Barasor katliamında infaz mangasındaki 16 kişiden biri olan Çino, aynı zamanda babamı ve iki kız kardeşimi katleden tetikçiydi de. Bahsi edilen tetikçinin Halk mahkemesinde sorgulanmasının tüm sorumluluğunu üstleniyorum. Canlı yayında “orada Çino’yu değil, o anlayışı sorguladık” söylemi ve bu hakikatin edebiyata mal olmuş olması, fena halde rahatsız etmiş sizi.

Evet söyledim, çünkü hakikat budur. Orada sorgulanan tetikçi sadece bir kurbandı. Onu değil, anlayışınızı sorguladık. Suçlu o değildi, sizin anlayışınızdı! Bizi onur kırıcı bir şekilde katlettiniz, fakat biz, ölüm makinasına çevirdiğiniz o tetikçiye onur kırıcı bir muamelede bulunmadık. Aşağılanmasına asla izin vermedik.

DÜŞMANLIĞIN BİLE BİR HUKUKU VE SAYGISI VARDIR

İçinde büyüdüğüm Dersim kültürün terbiyesi ve benimsediğim devrimci anlayış gereği, düşmanıma bile saygısızlık yapmamaya özen gösterdim. Hep bu ilkeye layık olmaya çalıştım, ne kadarını becerdim orasını bilemiyorum. Fakat düşmanım bana saygı gösterdi/gösteriyordu. Buna denk gelen geldi. Sadece küçük bir örnek vererek geçmek istiyorum. Adalet Bakanlığı’nın çıkardığı bir genelgeyle tahliye olan insanların eşyalarını almak için cezaevine geri dönmeleri yasaklanmıştı. Devrimci örgütlerin temsilcileri huzurunda, verdiğim tek bir sözle genelgeyi iptal ettiler. Neden? Çünkü düşman bize saygı duyuyordu ve verdiğimiz sözün arkasında duracağımızı çok iyi biliyordu.

Bu örneği açıklarken övgüye giriyor diye rahatsız da oldum. Fakat sizinle aramızda adil olmayan hukuku anlatmam için bu örnek gerekliydi:

Doğan Köyünde o onur kırıcı vahşeti bize yaşatmanıza rağmen, sizi TC’ye şikayet etmedik. O faşist dediğiniz devlet bile bize saygı duydu. Fakat siz hiç bir zaman kimseye ve insanların acılarına saygı duymadınız; çünkü öncelikle kendinize saygınız yoktur. Sizin gibi düşünmeyen her kim olursa olsun küçümser, alaya alır ve aşağılarsınız. Sizde insan yok; sadece hain ve kahraman vardır.

Bize verdiğiniz özrü, ailece kabul etmememizin temel nedenlerinden biri de düpedüz saygısızlık barındırdığı içindi. Evimizin yakılmasını, eşyalarımıza savaş ganimeti olarak el konulmasını ve ailemin onur kırıcı ve alçakça katledilmesi suçunu Ekrem (Hıdır SARIKAYA) ve Koçer (Erdal BENLER)’e yüklediniz. Kurbanlarını bile kirleten bu suçun “özeleştirisi”ni verirken, anlayışınızı aklayan ve kurbanları rencide eden bir tarzda açıklamalarda bulundunuz.

Ekrem ise elleri arkadan bağlanan kız kardeşlerime ilişkin şu yazılı cevabı verdi bana:

“Kız kardeşlerin arkadaşlarımızın silahına davrandılar, vurmak zorunda kaldık.”

Bunları yazarken utanıyor ve iğreniyorum.

Söylediklerim, yazdıklarım ve yazacaklarımın arkasındayım. Yazdıklarımın tümünü belge ve kanıtlarıyla kamuoyuna açıklamaya hazırım.

Üstelik yaptığınız ve benim ise tanık olduğum şeyleri yazıyorum. Katliam yapmanız “suç” değil de benim yapılanları yazma mı suç oluyor? Böyle devam ediniz, kendinizle yüzleşmediğiniz sürece daha çok “suçlu” yaratacaksınız!

Sonuç olarak, asla sizin dilinizi ve tarzınızı kullanmayacağız. Asla ama asla ne size ne de düşmana benzeyeceğiz!

Tarih, bir değirmen taşı gibidir, biz ise ezilen unuz. Bir gün hepimiz ölüp gideceğiz, fakat geride bıraktığımız eserler hep varolacaktır. Tarih sizi de bizi de kendi diliyle anacaktır!..

NOT: Bu yazı üyesi olduğum Uluslararası Yazarlar Birliği’e (PEN) de gönderilecektir.

13.08.2020
Murat KAHRAMAN ”

İsmail Doğruer

Next Post

Yüksel Direnişçilerini Serbest Bırakın

Cum Ağu 14 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Faşizmin KHK saldırısından bugüne kendi iş hakları dışında yüzbinlerce KHK mağduru ve işlerinden atılan tüm işçilere, direnme ve dayanışma bilinci taşıyan Yüksel direnişçilerine selam olsun. KHK karşısında tekte kalsalar işyerleri önlerinde, sokaklarda KHK mağdurlarına ve topluma seslerini duyurmaya çalışan, hak arayışı ve direnişin ateşini […]
Translate »