ADALET AĞAOĞLU’NU Nasıl Bilirsiniz? – Hilmi Toy

Hilmi Toy
Yazar

“Ölmeye Yatmak, Fikrimin i̇nce gülü, Bir Düğün Gecesi, Hayır” gibi romanları, değişik tarihlerde yazı ve gazetelerde yer alan röportajları, ve birde Işık Kutlu’nun ‘Ortakça’ köşesinde Roman ve öykülerinin eleştirisi ile tanıdığım Adalet Ağaoğlu, ölümü beklerken 91 yaşında yaşama veda etti.

Adalet Ağaoğlu Kemalist yazar kuşağının temsilcilerindendi. Ancak ‘Cumhuriyet devrimleri’ ya da Kemalist ideolojinin kimi yanlarına yönelik, özellikle Üsttenci değişikliklerine, yaptırımlarına yönelik eleştirileri de olan bir yazar. Devlet aydını değil ama devletçi bir aydın ve yazardı. İnsan hakları ve bireysel özgürlükler konusunda duyarlı bir insandı. Kolektif haklar konusunda ise tutucu biriydi, çok uluslu bir ülkede ulusal hak eşitliği konusundasağa sola savrulsa da geleneksel Kemalist çizgide dururdu. Edebiyat dünyası için bir yaprak dökümü.

“Son röportajlarından birinde “Bu kadar uzun yaşamayı istemezdim, dünyanın bu halini görmeseydim…” diyen Türkiye edebiyatının önemli yazarlarından Adalet Ağaoğlu 91 yaşında hayata gözlerini yumdu.

“Yatağa yattığım zaman ister istemez ölümü düşünüyorum. ‘Geç bile kaldın Adalet, bu ne zaman gelecek’ diyorum. ‘Gelmedi’ diyorum. Vallahi durmadan bunu düşünüyorum. Bu o kadar büyük bir bulmaca ki bütün mesele, şu kadarını söyleyebilirim, ‘Adalet, öleceksen acı çekmeden öl’. Yaşamak iyi ama acı çekerek yaşamak başka. Yıpranarak ölmek başka…”

İki yıl önce Filiz Aygündüz’e ölümü böyle düşündüğünü anlatan Türkiye edebiyatının önde gelen isimlerindendi Adalet Ağaoğlu.

Avukat Sezin Uçar „Ölenin ardından her neyse o söylenmeli. Dönemin siyasal koşullarının kişiler üzerindeki ruhsal ıstırabını ondan iyi anlatan bir yazar yoktur sanırım“ derken doğru diyor. Bireylerin ruhsal çöküntülerini, ruh hallerini, toplumun yenilgi, yılgınlık, umutsuzluk, karamsarlık, yorgunluk hallerini gördü, yazdı ve kendisi de bunu yaşadı yazarken. “karanlıktayım” derken kendi ruh halini ifade ediyordu bir söyleşide. ‘Hayır’ romanı böyle bir roman işte. Kutsiye Bozoklar (Işık Kutlu) ‘Hayır’ romanı için “Büyük sözleri ne olursa olsun ‘Hayır’ bir yılgınlık romanıdır. … Ağaoğlu’nun ‘Hayır’ı lüks bir aydın fantazisidir” diyor haklı olarak. Işık Kutlu/Kutsiye Bozoklar’ın “Yaşama Dair” kitabını okumanızı öneririm bu konuda. 12 Eylül sonrası Edebiyat, Eylülist yazarlar, yılgınlık romanları konularında oldukça aydınlatıcı bir kitaptır. Bir Pusula gibi yol gösterici, eğitici ve öğreticidir. Adalet Ağaoğlu’nun “Ölüme Yatmak, Fikrimin İnce Gülü, Hayır, Üç Beş Kişi” gibi romanlarının bir değerlendirmesi, eleştirisi bu kitapta “12 Eylül ve Edebiyat” başlığı ile ele alınmıştır.

Adalet Ağaoğlu’nun yaşamında düşüncesi de duruşu da hep değişken, gel gitli olmuştur.

2015 de bir söyleşide ‘Ölmeye Yatmak’ romanındaki Aysel karekteri ile hata yaptığını, yanlış yaptığını söylüyor. Ona söyletmesi gerekenleri eksik söylettiğini dile getiriyor. Aysel karektirinin askeri ne kadar eleştiriyorsa Diyanet’ide o kadar eleştirmesi gerektiğini belirtiyor.

‘Fikrimin İnce gülü’ romanında askeri darbeye tavır alıyor, ordu sermaye işbirliğini işliyor, darbeyi zenginler istiyor ordu yapıyor dediği için yargılanıyor.

1986 da İHD kurucusu, 2005 de Kürt sorunundaki tavrından ötürü İHD eleştirisi yaparak istifa ediyor. Türkiye’de aydınlar Kürt sorununda, Hapishaneler sorununda, Kemalizm sorununda, askeri darbeler konusunda hep ayrışmışlar, saflaşmalar yaşamışlardır. Adalet Ağaoğlu’da o dönem böyle bir saflaşmanın içinde yer alarak İHD’den istifa ettiğini açıklamaşıtı.

Ayrı bir tartışmanın ya da yazının konusu ama genel olarak Türkiyeli aydınlar, yazarlar eleştiriye de açık değiller. Kendileri dışındakileri Eleştiri de cömertler, kalemleri keskin, dilleri sivri, ama kendilerini eleştiriye gelince kibirin esiri olup eleştirilmekten muaf tutarlar kendilerini. ‘Sanat ve Hayat’ dergisinde Kutsiye Bozoklar Vedat Türkali’nin ‘Mavi Karanlık, Birgün Mütlaka’ romanını eleştirmişti de kıyamet koparmıştı Vedat Türkali.

Adalet Ağaoğlu’nun dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’den “devlet sanatçısı ödülü” törenine katılıp ‘ödül’ alması konusunda epey eleştiri almıştı yanılmıyorsam.

Adalet Ağaoğlu Hrant Dink’in katledilmesine tepki veren yazarlardan. Hrant Dink’in cenaze ve anmasına katılıyor.

10 Eylül 2010 da Anayasa refarandumunda ‘yetmez ama evet’ demişti. Sonra bunun özeleştirisini vererek “Referandumda ‘YETMEZ AMA Evet!’ demek belki de benim yaptığım son enayilikti” demişti aynı Adalet Ağaoğlu…

2015 seçimlerinde HDP’li, CHP’yi eleştiriyor, oyunu HDP’ye verdiğini beyan ediyor. MHP’nin “HDP’ye oy verenler şerefsizdir“ açıklamasına “en büyük şerefsiz benim o zaman” diye MHP’nin tavrına anlamlı bir tavır koyuyor.

20 Ağustos 2015 tadrihinde t24’den Murat Şevki Çoban ile ropörtajında Kürtlerin gençlerini ‘İnce Memed’e benzetiyor.

„Eskiden gazeteden sorarlardı şimdi kimse bir şey sormuyor. Galiba işlerine gelmiyorum artık. Bana PKK hakkında ne düşünüyorsun diye sordu bir gazeteci. Ben de “Ha İnce Memed, ha PKK” dedim. Çünkü ikisi de üst kurumların ezdiği insanların mücadelesi. İnce Memed nedir? Annesinin intikamını alacak ağadan, dağa çıkıyor. PKK’nın intikamı ne? Hiçe sayılan Kürtlerin hakkını arıyor. İnsani bir duygu bu. Fakat bu ırki bir şeyin ötesindedir. İşte o yüzden barış diye bağırıyoruz, çünkü infial veya öç almaya kadar, kıyıma kadar götürür bu. Bunu kıyıma götürdüğün zaman insani olmaktan çıkıyor. Hayvanlarda bile sağduyu var; kaplan kaplanın üstüne atlamaz mesela. Kendi cinsini öldüren tek mahluk insan yahu. Şimdi bunu hep söylemek lazım; suçlamak yetmiyor.“ diyor o tarihte. Dedim ya gel gitleri ve her dönem farklı duruşları olan bir yazar Adalet Ağaoğlu. 2005 yılında İHD’den tersinden ‘kürtleri çok gündem yapıyor ya da Kürtleşti, Kürtlere tavır almıyor’ diyerek istifa ediyor. 10 yıl sonra başka bir düşünce ve tavır içinde olduğunu görüyoruz.

Aynı ropörtajda “resmî rakamlara hiç inanmamam; görgü tanıklıkları, hatıralar, anı defterleri bana her şeyi resmî raporlardan çok daha aydınlatabiliyor. Daha çok inanıyorum; orada henüz yazarken siyaset buluşmuş değil ama tabii yazarın siyasi stratejisi solcuysa solcu gibi yazıyor, sağcıysa sağcı gibi yazıyor.

İşte, herkes kendi ideolojisince yorumluyor. Bugüne gelince, baksana neler kaldı tarihe… Eğer böyle yazılırsa, hiçbir şeyi doğru göremeyecekler. Baksana, okullara ders kitabı diye neler konuluyor şimdi… Ermenilere nefret ettirecek kitaplar okutuluyor. Bu soruyu sorman, sıçramama sebep oldu. Bu fikirlerim böyledir, keşke bunları daha çok söyleseydim“ diye kendine eleştirel yaklaşıyor.

Gezi Direnişine yaklaşımı, tavrı olumlu; “İyi ki Gezi olayı oldu. O zaman, bizim kuşağın ektiği tohumlar galiba tutmuş dedim ben. Çünkü bizim kuşağın geleceğe iyi bir şey nakledemediğini düşünüyorum. Şu iktidara bak, halkı getirdiği, halkın geldiği yere bak… Para para para! Napolyon’dan başlamış bu iş; şimdi her şey onun yürürlükte olduğu şekilde yürüyor. Şimdi Gezi olayında derin bir nefes aldığımı söyleyebilirim, çok umutlandım bu durumdan. Şimdi o gençler ne hissediyorsa herhalde ben de aynı şeyi hissediyorumdur“ diyor.

Aydınların Barış çağrısına imza atıyor.

Gel gitleri, ikilemleri olduğunu kendisi de kabul ediyor. t24’deki ropörtajında “Biz yanlış tarihlerin bireyleriyiz, ben yanlış tarihlerin bir bireyiyim. İkilemlerimin en büyük sebebi bu. Diyanet İşleri’ni bile yeni sorguluyoruz biz daha. Ben laiklik mitingleri yapıldığında mesela sıçradım” diyerek anlatıyor. İnsanların yaşamlarını dönemsel kesitlere ayırabiliriz, ancak değerlendirirken bütünlüklü değerlendirmek gerekir. Son durduğu yer, son sözü, son yazısı, son eylemi ise hepsinden önemli.

Devlet aydını değil, devletçi aydın yanı, yönü olan bir yazar. Üretken bir yazar. Burjuva demokrasisini savunan, bireysel özgürlükler ve haklar konusunda hassas, savunan ama kolektif hak ve özgürlükler konusunda tutucu yanları olan bir yazar. Bir başka söyleşi de “Yazarak yaşadım, hep severek yazdım. Yazmak için hep bir şey beni dürtüyordu. Yazmadan duramıyordum. Yazarak öğrendiğim kadar hiçbir şeyden öğrenmedim” diyor.

Rusya’da Tolstoy var, Fransa’da Balzac var örneğin. Biri Çar’ı diğeri Monarşi’yi kurtarma çabasıyla yazdılar ama edebi ürünler olarak değerlendirildi, üstelik yazdıklarıyla sistemin çürümüş halini resmettiler. Adalet Ağaoğlu’da Burjuva cumhuriyeti, Burjuva demokrasisini savunan çizgide esas olarak. Bir sosyalist değil, sol liberal bir düşünceye sahip. Sosyalist olmasa da, gel gitleri çok olsa da demokrat bir duruşu var esas olarak. Edebi ürünlere sahip. Ben bir roman eleştirmeni değilim. Romanlarının, öykü ve diğer eserlerinin edebi eleştirisi roman eleştirmenlerinin işi asıl olarak. Elbette bir yazar sadece yazdıklarıyla değerlendirilemez, yaptıkları, durdukları yer ile de değerlendirilir, değerlendirilmelidir. Yaşadığı toplumda ve ülkede, dünyada önemli tarihsel ve siyasal gelişmeler karşısındaki tavrı önemlidir, anlamlıdır. Onun kişiliğini, karekterini belirleyen bir anlam içerir. Aydın ve yazarın tarih karşısındaki sorumluluğu, aydın sorumluluğu bunu gerektirir. Bu nedenle Adalet Ağaoğlu hakında yazarken değişik kaynaklardan, kendi söyleşilerinden, hakkında yazılanlardan yararlanarak sizinle bu yazıyı paylaşmak istedim.

85 yaşında „O kadar gençler ölürken benim bu kadar yaşam boşuna“ diyen biri.

Mal varlığını yoksullara bağışlıyor. Parasız kaldığında yayınevini arayıp “bu kadar yaşayacağımı bilmiyordum, bana biraz yardımcı olabilir misiniz?” diyor.

Gidenlerin ardından hak etmedikleri bir güzelleme yapmak doğru değil. Olduğu gibi, neyse o yazılıp söylenmeli ardından. Doğruları, olumlu yanları kadar hata ve yanlışları da yazmalı. Adalet Ağaoğlu bir trafik kazası geçirir iki yıldan fazla Hiçbir şey yapamaz, yazamaz. Can Yücel “Sen Türkiye’nin başına gelmiş en güzel kazasın” der bir şiirinde.

İyi yaşadı, yaşına uygun yaşadı ve sessizce beklerken beklediği ve düşlediği gibi öldü. Güle Güle Adalet Ağaoğlu… Kenan Özcan’ın bir şiirinde dediği gibi “Bir ömür verdim uğruna / Yanlışı da yaptım doğruların yanında / Hatalarımı bağışlarsın değil mi mutluluğun arifesinde”

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »