*(Metnin aslına sadık kalma bağlamında ‘olayları’ibaresine dokunmadık esasen 6-7 Eylül devlet terörü İstanbul da yaşatılmış bir pogromdur.)

İstanbul Elenlerinin “Septemvriana” dedikleri 6-7 Eylül 1955 olaylarını 50 yıl geçmesine rağmen
henüz unutamadılar. “Varlık Vergisi” faciasından yaklaşık 12 yıl sonra bu olaylar İstanbul Elen
toplumunun artık Türkiye’de barınamıyacağını belli etmişti.
O devirde İngilterede yer alan Kıbrıs müzakereleri ve Kıbrısta olan olaylar ile ilgili abartılı, katı bir
milliyetçi ve bazı durumlarda tamamiyle uydurma haberlerle, gazeteler Türk halkını galeyana
getirmeye çabalamış ve İstanbul Elenleri için teklikeli bir ortam yaratılmıştır. Bu ortamı yaratan
devrin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakanı Menderes ve Zorlu üçlüsünün bilgi ve onayı ile bu
olaylar gerçekleşmiştir.
6 Eylül gecesini Elenler “Saint Bartholomeus Gecesi” olarak ta anarlar, Fransa’da Protestanların
katledildiği gece ile ilişki kurarak. Ragıp Zarakolu ise Nazi Almanyası’nda Yahudi ev ve iş yerlerinin
saldırmaya uğradığı “Kristal Gece”ye benzetir.2
6 Eylül 1955 tarihinde Selânikte Atatürk’ün evine bomba atıldı gerekçesiyle galeyana getirilen
İstanbul halkı (ve baska şehirlerden getirilen kişiler) iki gün İstanbul’da Elenlerin mağazalarına,
evlerine, kiliselerine, ayazmalarına, manastırlarına, okullarına ve Elenlerin kendilerine saldırmıştır.
Artık ikinci gün kitle Rum, Ermeni, Yahudi fark gözetmeden Beyoğlu’nda bütün dükkanlara hatta
Türklere ait dükkanlara da saldırmıştır. G.L.Lewis’e göre “anti-Elen olarak başlıyan olaylar, antiazınlık, anti-yabancı ve en nihayet zengin karşıtı olmuştur”.3
Kitlenin dozu kaçırdığını hisseden
hükümet örf idare ilan etmek zorunda kalmıştır.

Olaylar şöyle gelişti:
5 Eylül 1955
22.00 sularında Selânikte “Atatürkün evinde” bomba patladı. Bu bombayı sonradan belli olduğu
gibi MAH’ın (MİT) ajanları koymuştu.4
Burada bir parantez açayım. Türkiye’de okul kitaplarında ve genellikle Atatürk ile ilgili kitaplarda
hiç açıklanmayan bir gerçek “Mustafa Kemal’ın doğduğu ev diye bilinen” yerin Elen hükümeti
tarafından satın alınmış ve Türk halkına hediye edilmiş olmasıdır.5
“Mustafa Kemal’in doğduğu ev
diye bilinen yer diyorum” çünkü Yalçın Küçük’e göre muhtemelen bu Mustafa Kemal’in doğduğu
ev değildir, sekiz-dokuş yaşında geldiği evdir.6
Parantezi kapatıyorum.
6 Eylül 1955


9.00 Kalabalık değişik semtlerde toplanmaya başladı.
13.00 Atatürk’ün evinin bombaladığı haberi radyodan verildi.
16.00 İstanbul Ekspres gazetesinin ikinci baskısı yalan haberle yayınlandı: “Atamızın evi bomba ile
hasara uğradı.” Aslında yalnızca bir cam kırılmıştır ama gazetenin görevi bu olayı abartmaktı.
16.30 Kıbrıs Türktür Derneğinin örgütlediği büyük gruplar Taksime yürümeye başladı.
20.00 Gerici kitle, “Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır” sloganlarıyla Taksim Meydanı’nda toplanır.
Kıbrıs Türktür Cemiyeti tarafından düzenlenen mitingin ardından, Rum, Ermeni ve Yahudilere ait
ev ve işyerleri yakılır, talan edilir. “Kıbrıs Türktür” sloganı atan gruplar Beyoğlu-Tünel civarındaki
Rum gazetelerine saldırmaya başladı. Rum kadınlara tecavüz edilir. Papazlar bıçakla sünnet edilir.7
“Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır” sloganı, atılan sloganlar arasında en ılımlısıdır. 6 Eylül günü
Beyoğlu’nda olan Aziz Nesin, kitlenin “çok ağır, bayağı, iğrenç sövmeler”8
yaptığını söylüyor ama
bunları aktarmaktan çekiniyor. Ben bu sloganlardan birini o gün İstanbul’daki Elenlerin psikolojik
durumlarının anlaşılması için aktarıyorum: “Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır, Rumlar ittir, it
kalacaktır”.
24.00 Olayları kontrol altına alabilmek için Galata köprüsü açılarak şehir ikiye bölündü.
Sıkıyönetim ilan edildi.
7 Eylül
Yağma, tahrip ve talan sabaha kadar sürdü.
Bu iki günün acı bilançosu şöyleydi: onbeş kişi ölmüş, 30 kişi yaralanmıştı, 73 kilise, sekiz ayazma,
iki manastır, bir fabrika, 3584’ü Elenlere ait olan toplam 5537 ev, 2300 dükkan tahrip edilmişti.
Elen mezarlıkları tahrip edilmiş ve ölülerin kemikleri atılmıştır. Elen okulları ve Heybeliada Ruhban
okulu ciddi hasara uğramıştır. Elen gazete ofisleri de tahrip edilmiş9
ve Balıklı Manastırında


Patriklerin naaşlarına saygısızlık gösterilmiştir.10 Birçok Elen kızı da tecavüze uğramıştır. İzmirde
Konakta yer alan Fuarda Yunan bayrağı yakılmış ve Yunan pavyonu imha edilmiştir.
Yassıada iddianemesine de dayanılarak Elen kaynaklarında da genellikle ölü sayısı 3 olarak
verilirir, fakat bu olaylar esnasında 15 kişi hayatını kaybetmiştir: 11
Rahip Hrisantos Mantas (90, benzin dökülerek yakıldı)
Rahip Gerasimos (dövüldü, komaya girdi)
Rahip Gennadios Arabacıoğlu (80, dövüldü, yaralarından öldü)
Rahip – adı belli değil (kayboldu)
Rahip – adı belli değil (ölü bulundu)
Kilise görevlisi Erpapazoğlu (dinamitlenen kilisede öldü)
Kilise görevlisi – adı belli değil (mezarlıkta öldürüldü)
Avram Anav – Yahudi (65, mağazada ölü bulundu)
Olga Kimiadis (77, dövüldü, kalp krizinden öldü)
Tanasis Mısıroğlu (dükkanında öldürüldü)
Hebe Giolma (kaçırıldı, tecavüz edildi, öldürüldü)
Adı belli değil (halk tarafından Eminönü’nde linç edildi)
Isak Uludağ (çalıştığı okulun kundaklanması sırasında yanarak öldü)
Theopoula Papadopulu (tecavüz edildi, öldürüldü)
Giannis Balkis (sokakta ölü bulundu)ç
İstanbulda o iki gün esnasında beş uluslararası konferans düzenlenmişti. Delegeler fotoğraf çekip,
not almışlardı. Konferslara katılan gazeteciler aracılığı ile bu olayı dünyaya iletmişlerdi.
Patrikhanenin fotoğrafçısı Dimitrios Kalumenos’ta hemen İstanbul’un bir çok semtini ziyaret edip
bu facianın fotoğrafını çekmiştir.12
Devlet eliyle düzenlenen bu olaylardan iki gün sonra, aynı devlet, olayların komünistler tarafından
düzenlendiği yalanı ile rastgele, aralarında romancı Kemal Tahir, yazar Hasan İzzetin Dinamo ve Aziz
Nesin’in de bulunduğu, kırktan fazla sosyalisti tutuklamıştır.13 Bu olayları komünistlere yıkmak fikri o
sıralar Türkiye’de bulunan CIA şefi Dulles’e aitti.14 1960 yılında 27 Mayıs darbesinden sonra
yargılanan Menderes hükümeti bu olaylar dolayısı ile de suçlu bulunmuş ve en nihayet Menderes
asılmıştır.
Mamafih elli yıl gecmesine ragmen bu eylemin tamamiyle aydınlanmadığı görüşündeyim. Bu
görüşüm Özel Harp Dairesi eski başkanı, Milli Güvenlik Kurulu genel sekreterliğinden emekli
Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun 1991 yılında Tempo dergisine verdiği demeç dolayısı ile
oluşmuştur. Temkinsiz davranan Yirmibeşoğlu Tempo dergisinden Güllapoğlu’na: “6/7 Eylül
olayları bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenme idi. Amacına da ulaştı.” demişti. Özel
Harp Dairesi “Seferberlik Tetkit Kurulu” adı ile 27 Eylül 1952’de kurulmuştu.15


Bu utanmaz adam, sanki böyle bir demeç vermemiş gibi, sekiz yıl sonra yayınladığı hatıralarında
6/7 Eylül olaylarından bahsederken gazetelerden okumuş izlenimini vermek istemiştir. Bu olaylar
hakkında kaynak olarak 1919’dan 1973’e kadar Cumhuriyet Ansiklopedisi ile Metin Toker’i
veriyor. Orgeneral ya kaynak vermesini bilmiyor veya aceleden Metin Toker’in 6/7 Eylül
olaylarının amansız bir servet düşmanlığına dönüştüğü görüşünü “Metin Toker, İsmet Pasa i, s.105”
şeklinde yanlış aktarıyor. Aslı, Metin Toker, Demokrasimizin İsmet Paşa’li yılları: DP Yokuş
Aşagı 1954-1957, 3.baskı, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1991, s.144’dür.
Sabri Yirmibeşoğlunun bilgisizliği veya ikiyüzlülüğünü geçelim, kitabında şöyle diyor: Kıbrıs
konusunda Yunanistan’a karşı Türklerin tepkilerini göstermelerini amaçlayan ve bazı iddialara
göre hükümetin bilgisi dahilinde başlatılan bir gösteri tarzında başlayan olaylar işi zırvadan
çıkarmış ve kontrol edilemiyecek sekilde ok yaydan çıkıvermiştir.16 “Bazı iddialara göre” diyen
Yirmibeşoğlu’nun kendi 1991 demecini bırakalım, Yassıada tutanaklarını da mı okuyamamış?
Yani, halen kamuoyunu bu eylemlerin devlet eliyle hazırlanmandığına inandırmaya calışmıştı.
Devamı da var tabii:
6 Eylül’de Oktay Engin isimli bir kişinin Yunanlılar bombaladı görüntüsünü
vererek, Atatürk’ün Selânik’te doğduğu evi bombalaması ile ortaya çıkan
hassas durum, bazı fırsatçıların ve art niyetlilerin olayı istismarı, yağmacıların
ortamı uygun bulması ve servet düşmanlığının su üstüne çıkması sonuçlarını
ortaya koymuştur. Her ne kadar Menderes ayaklanmadan tamamı ile
komünistleri suçlasa da, olayların üzücü yönü de, bir çok Yunanlı gibi
yaygaracı ve hilebaz olmayan sakin, ağırbaşlı Türk halkının asırlarca aynı
imparatorluk hükümranlığında bir arada yaşadığımız İstanbuldaki Rum
azınlığının evlerinde, dükkanlarında tahribata girişmeleri ve Rum azınlığının
büyük kısmının Yunanistan’a göç etmeye mecbur kılması görüntüsünü
vermesi idi.17
Çok sağol Yirmibeşoğlu efendi, “yaygaracı”, “hilebaz” olmayan bir İstanbullu Elen olarak size
teşekkür ederim ama bu paragrafı bir analiz edelim: “Yunanlılar yaygaracı, hilebaz adamlardır,
olayları komünistlerin yapmış olması muhtemel, suç olsa olsa Oktay Engin’dedir” diyor aslında.
Tabii Oktay Engin’in MAH, yani MİT, için çalıştığını bilen Yirmibeşoğlu halen Türk okuyucularını
bu tip masallarla yanıltıp bu olayın geçiştirilmesine çalışıyor.
İşin aslı şöyledir: Yirmibeşoğlu ağzından kaçırdığı bu bakla için mutlaka kendisine tembih
edilmiştir ve bu konu hakkında daha fazla bilgi vermekten kaçınmıştır.
Mehmet Arif Demirer 6/7 Eylül olaylarında İstanbul Ekspresin yazı işleri müdürü olan Gökşin
Sipahioğlu’nu 1993 yılında telefonda aramış. Sipahioğlu önce “6 Eylül MIT tertipli” idi demiş.
Demirer kitabında bu mülâkatı aktarıyor: “Peki siz de bu tertibin bir parçası mı idiniz? Siz MİT’in
emri ile mi çıkardınız başyazıyı? Yanıt yok. Telefonda da yok. Yazılı sordum, hiçbir cevap
gelmedi.”18

Olayların planlanmış olduğunu ispat eden bir çok delil vardır. 1960 yılında Yassıada
yargılamasından çok evvel bu olayların devlet tarafından tertiplenmiş olduklarını en azından
Elenler anlamıştı.
Selânik’te bomba Oktay Engin aracılığı ile konsolosluğun kavası Hasan Uçar tarafından
konulmuştur. Yunanistan’da yakalan ve sonradan Türkiye’ye kaçan Oktay Engin önce Cumhuriyet
gazetesinde Atina radyosu dinleme görevi ile çalışmış, sonradan Emniyet Genel Müdürlüğü
Planlama ve Koordinasyon Daire Başkanı ve en nihayet Nevşehir valisi olmuştur. Türkiye’de hep
azınlıklar hakları veya kendilerine yapılan haksızlıkları konu ederlerse hemen ‘hain’ ibaresi konur.
Ama eski Yunanistan vatandaşı bu hain, hatta “Atatürk’ün evine” bomba koydurtmuş, vali
yaptırılıyor.
Ancak 1960 yılında Yassıada’da yapılan mahkemelerde bombanın Türkiye’den konsolos vasıtası ile
Yunanistan’a gönderildiği ortaya çıkmıştı.
19 Hatta bu bomba 15 Temmuz 1955 tarihinde
götürülmüştür. Bu da son anda planlanan bir operasyon olmadığını gösteriyor. ‘Filelefteri’
(Liberaller) partisinden Yunan parlamentosunda milletvekili olan Faik Engin, kendisine bu plan
söylenince Selânik Üniversitesinde Türk devletinin bursu ile hukuk okuyan oğlu Oktay Engin’i bu
iş ile görevlendirdi. Bombayı Konsolos Ali Balin yardımcısı M Ali Tekinoğlu’na verdi o da
konsolos’un kavası Hasan Uçar ve Oktay Engin’e vermiş ve Oktay Engin’in koordinasyonu ile
bomba bahçeye yerleştirilmiş. Bu “planlama ve koordinasyon” yıllar sonra Türkiye’de kendisine
verilen Planlama ve Koordinasyon Daire Başkanlığı için iyi bir staj olmuş olması gerekiyor.
1993 yılında olayı araştıran Mehmet Arif Demirer o sıralar Nevşehir valisi olan Oktay Engin’e
mektup yazıp bazı sorular sormuştu. Yine yazılı cevap veren utanmaz adam Oktay Engin, bombayı
evin civarında oturan Türkiye’den gelen Rumlardan birisinin koymuş olabileceğini ifade etmiştir.20
Artık bu yüzsüzlüğün daniskasıdır. Oktay Engin Yunanistan’daki davada paçayı kurtarmak için
kavas Hasan Uçarı suçlamıştı
21 sonradan suçu Elenlere atmak işine gelmiş. Herhalde İstanbul’da da
Rumlar kendi mağazalarına saldırmışlardır.
Bombanın patlamasından sonra Yunan polisi sorumluları çabuk yakalamıştı, konsolos görevlilerini
de tutuklamıştı fakat Menderesin özel elçisi olarak Atina’ya gönderilen Aleksandros
Hatzopoulos’un çabaları ile konsoloslar serbest bırakılmıştı.
Oktay Engin 15 Haziran 1956 günü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı ama tabii ilk
fırsatta Türkiye’ye kaçmıştır. Bir yıl sonra da artık Yunanistan’da barınamıyan alçak babası Faik
Engin de ayrılmıştır.
Tekrar olaylara dönelim. MİT’in verdiği emirler doğrultusunda yayın yapan İstanbul Ekspres
gazetesi daha bomba patlamadan evvel 6 Eylül sayısının ikinci baskısını hazırlamıştı.
Muhtarlardan alınan bilgiler ışığında Rumlar’a ait mekânların duvarları önceden kırmızı haçlarla
işaretlenmişti. İstanbul’un 52 yerinde aynı anda yangın çıkmıştır. Olaylar aynı anda Büyükada,
Heybeliada, İzmir ve Ankara’da da başlamıştır. Olaylar için İstanbul’a başka şehirlerden adam
getirilmiştir.
6 Eylül günü otomobili, kamyonu bulunan Rumlar, arabalarını her zaman bıraktıkları garajlara
gittiklerinde, çok araba geldiğinden yeterli yer kalmadığı kendilerine bildirilmiş. Evvela bu duruma
bir mana vermeyen araba sahibi Rumlar, olaylardan sonra sebebini anlayabilmiştir.22
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, 16 Aralık 1955 TBMM konuşmasında şöyle demişti: “6 Eylül
akşama doğru İzmir itfaiyesi fara gelir, bir pavyon önünde durur. Niye geldiklerini soranlara
masum neferler yangın çıkacakta onu söndüreceğiz derler.”
Büyükada da saldırılan bir otelin müdürü kaymakamı aramış. Kaymakam “nasıl olur? Sizin otel
listeye dahil değildir” cevabını verir. Bu sözler TBMM tutanaklarına geçmiştir.
Aynı tutanaklarda Demokrat Partinin ve Parlamentonun tek Elen temsilcisi Aleksandros
Hacopoulos 12 Eylül 1955’te TBMM’de yaptığı konuşmasının metni mevcuttur:
“Sayın arkadaşlarım, teşkilat tertipli idi, muntazamdı, İstanbulda 74 kilise vardı, 70’i
aynı zamanda yakıldı ve yıkıldı. Sayın arkadaşlar, mezarlar açılmış, mukaddes
ruhanilerimizin, anne ve babalarımızın kemikleri çıkarılmış ve cesetler bıçaklanmış ve
yakılmıştır. Yenimahalle’de bir eve çapulcular gireceği bir anda bir polis onlara
yaklaştı ve daha erkendir, bir saat sonra gelin dedi. Buna emniyet mi derler? Matbuatın
burada hissesi de vardır. Misal mi istiyorsunuz? Ayın sekizinde Ulus gazetesinde şöyle
bir yazı vardı: Kiliseleri Rum papazları yakmıştır. Bu olur mu arkadaşlar?”
ABD Genel Konsolosu Arthur Richard, ABD Dışişleri Bakanlığına gönderdiği raporunda “Polis
hiçbir şey yapmadan durur, hatta halkı tesci ederken bir sürü dükkânların yağma edildiklerine
gözlerime şahid oldum” demiştir.
Onurlu bir insan olduğu belli olan Trabzon milletvekili Selahattin Karayavuz, 12 Eylül 1955’te
TBMM konuşmasında şöyle demiştir: “Hadisenin en muhim safhası işin mürettep olduğudur.
Çünkü İstanbul gibi bir yerde 60 km saha içinde her yerde aynı zamanda aynı tahripkar hadisenin
cereyanı, bu hadisenin bir çapulculuk eseri olarak yapılmasına imkân vermez. Asıl safha bir
tertiptir ve Yunanistan’da muhterem Atatürk’ün evine atılan bir bomba hadisenin işaretinden başka
bir şey değildir. O işaret üzerine buradaki fesay unsurları harekete geçmistir .…”
1960 Yassıada duruşmalarında savcı Şemsi Kuseyni, 1955’te Başbakan Yardımcısı olan Köprülüye
sordu: “Bombalama olayı tertip midir?”, Köprülü: “Evet komutanım, odur ki, bombalama da bir
tertiptir ve tertipçisi bizzat Menderestir. Kendisine bu aklı Kıbrıs Fatihlerinden Zorlu vermistir.
Köprülü, Bayar’ın bu olaylardan haberdar olmadığını da eklemiştir. Fakat Bayar “mamafih bu
hadiselerin çıkışı iyi oldu. Arkadaşlar aynı fikirde” de demiş. Bayar’a göre, insanların ölümü ve
Elenlerin ev, dükkan, kilise ve mezarlarının tahrip olduğu diğer yandan da Türk milletininin tarihini
lekeleyen bu olaylar, “iyi olmuş”. Toprağı az olsun.
Bayar evvelden olayların planlandığını biliyordu, hatta planlayanlar arasında olması çok
muhtemeldir. Yassıada’da daki şahitler bu konuda bilgi vermiştir, fakat şahitlerin yalan söylediğini
farzedelim; bu konuda ikna olmak için Tünel’de bir Elen dükkânından Bayarın daha evvel görüp
beğendiği değerli ikonaların 6 Eylül gecesi nasıl kaybolduğu hakkında Dosdoğru’nun kitabının
uygun bölümlerini okumak yeterlidir. Bunu burada aktarmaya gerek görmüyorum.
Ekspres gazetesi 6 Eylül günü 2. baskı 290 bin nüsha bastırmıştı kamoyunu “bilgilendirmek” için.
O günlerde 20-30 binin üstünde basmayan bir gazete yalnız önceden hazırlanarak bu kadar gazete
basabilirdi. Demek ki gazete Selânikte bomba patlamadan yazılmış ve basılmıştır. Bomba
patlayınca gazete dağıtılmaya hazırdı.
23 Gazetenin sahibi Mithat Perin aynı zamanda DP
milletvekiliydi. MİT ajanı da olan Mithat Perin 1962’de Kayseri Cezaevindeyken devrin MAH
başkanı Fuat Doğu’ya bir mektup yazdı. Mektupta MAH’a verdigi hizmetleri “25 seneyi bulan
gazetecilik hayatıma açık veya gizli hiçbir faaliyettte geri durmadığımı herkesten evvel servisin
bildiği kanaatindeyim” dedi.24 Yoruma gerek yok.
“Kıbrıs Türktür Cemiyeti” Başkanı Kâmil Onal 6 Eylül günü İstanbul Ekspres gazetesinin ikinci
baskısında yayınlanan demecinde “Mukadessata el uzatanlara bunu çok pahalı ödeteceğiz …
ödeteceğimizi şöylemekte artık bir mahzur görmüyoruz” diye ilân etmişti. Bunu şöyleyen Onal
tabii bu bombanın Yunanlıların değil Türk ajanlarının koyduğunu bilerek söylemiştir. Bu tip
vicdansız insanlar yıllarca Türkiye’nin iç ve dış politikasını etkilemiştir. Kıbrıs Türktür Cemiyeti
üyeleri, “Milli Türk Talebe Birliği” ve “Gazeteciler Cemiyeti’nin” bazı mensupları arasından
seçilerek, gazeteci Hikmet Bil tarafından kurulmuştur.25 Eylemden sonra cemiyet kapanmıştı, zira
görevini yerine getirmişti.
Olayları hatırlıyanların, gerek Elen gerek Türk olsun, unutması olanaksızdır. Olaylara şahit olan
eski ANAP milletvekili Yılmaz Karakoyunlu “İzlediklerim arasında hâlâ etkisini üzerinden
atamadığım olay ünlü Gegustasyon Lokantasındaki Rum garsonların dövülmesiydi” demiştir.26
Elen olan Demokrat Parti milletvekili bile kitlenin gazabından kurtulamamıştır. Aleksandros
Hacopoulos 12 Eylül 1955’te TBMM’de yaptığı konuşmasında evinin tahrip edildiğini açıklamıştır:
“Tahripçiler evin içine giriyor, evi tamamiyle tahrip ediyor ve evimin önünde duran silahlı
jandarmalar hiç müdahale etmiyor… Babam ve annem 80 yaşındadır. Yataktan aşağı atılmış ve
geceyarısı yatakları dahil her şey tahrip edilmiştir. Sarf ettikleri cümleler de şunlardır. Kırın, yıkın
mebusun evini. Bedavadan para alıyor.”
İstanbul Elenlerinin hic unutamadıkları o iki gün hakkında hatıralarını yayınlayan çok kişi vardır.
Bazılarını burada aktarıyorum:27
Konstantinos Katsaros
Eylül 1955’te tatil nedeniyle daha Heybeliada’daydım. … Çapulcular adaya gelince Aya Nikola
kilisesini tahrip ettiler, kilisenin çanını da denize attılar. Ruhban Mektebi’ni ve kütüphanesini
yakmaya çalıştılar. Onları engellemeye çalışan bir keşişi de öldürdüler. Bu insan, tahta
çubuklardan haçlar yapan kendi halinde bir ihtiyardı.
Andonis Hudaverdis
Yazlığımızda, Tarabya’daydık …. Metropolitliğin çıra gibi yanmakta olduğunu gördüm. Kalabalık
kırıp döküyordu. Yan komşumuz Kosta Kazila’nin evine yanmakta olan çıralar atıyorlardı. Neyse
ki ev tamamen yanmadı. Bizim dışımızda civarlarda hemen tüm evleri yağmaladılar. Alt
katlarımızda iki Türk ailesi oturuyordu. Onlar evin girişinde durup apartmanda hiç Rum
yaşamadığını söyleyerek kalabalığı geri göndermişlerdi. Bizse o sırada yukarda korku içerisinde
sıkışıp kalmıştık. Evin ışıklarını yakıp bir bayrak astık. Şansımız varmış.
Ioannidu-Mosaidu
Yedikule’de Aya Konstantin kilisesinin tam karşısında oturuyordum. … Kiliseye benzin döküp
ateşe verdiler. 85 yaşındaki Peder Hrisanthos’u bir arabanın arkasına iple bağlayıp sürüklediler.
[Rahip sonrada ölü bulunmuştu]
Hadi Elenler abartıyor diyelim, İsmet İnönün’ün damadı Metin Toker’e yer verelim: “Ben
Beyoğlu’nun o geceki halini hayatımın sonuna kadar unutamam. Bütün cadde kumaşlar,
vitrinlerden çıkarılıp atılmış eşyalar ile doluydu. Buzdolapları, radyolar, çamaşır makineleri
ortadaydı. Sonradan resmi yorumlar buna “milletin asil heyecanı” gibi şatafatlı sıfatlar
uydurmuşlardır, fakat hareketin hiç bir asaleti yoktu.”28 Metin Toker “varoşlar şehre indi” diye
anılarını noktalıyor.
Olaylar artık kontrolden çıkınca Menderes CIA’den aldığı tembih ile, komünistleri suçlamaya karar
vermişti, çünkü daha olayların ikinci gününden polislerin, devlet memurlarının tutumundan bu
olaylarda devlet parmağı olduğu belli olmuştu. 7 Eylül’de öğleden sonra Menderes radyoya çıkıp
olayların komünistler tarafından organize oldukları yalanını anons etmiştir.
Örf idare komutanı tutuklanan kişilere “sizi komünistler kışkırttı değil mi? Siz akıllı olmadığınız
için kandınız” tipinden sözlerle aslında kendisi bu insanları kandırmaya çalışmış. Yine de,
tutuklananlar “bize DP teşkilatı üyeleri emir verdi” ve “bize Rumların evlerini tahrip edin, polisler
karışmayacak” denildiğini eklemişlerdir.
Aralarında Dr Hulusi Dosdoğru’nunda bulunduğu sosyalist veya komünist olduğu bilinen 45 kişilik
bir listede isimleri olan kişiler polis tarafından tutuklanmaya başlanmıştı. Bu alelace hazırlanan
listede olaylardan sekiz ay önce vefat eden bir kişi ile Anadolu’da askerlik yapan ve İstanbul’da son
altı ay bulunmayan bir kişide mevcuttu. Tutuklamalar trajik-komedya denilebilecek bir şekilde
sürdü.
Dr. Dosdoğru’nun oturduğu ev bir Elen’e aitti. Olaylar başlayınca sokağa çıkmak isteyen
Dosdoğru’yu eşi durdurtmuş “siyasi fişlidir” ve başına bela gelir düsüncesiyle. Dosdoğru böylece
hiç dışarı çıkmamaya karar vermiş. Evde kiracı olan bir subay üniformasını giyerek evin önünde
beklemiş, hatta Elen ev sahibi de dairesine sığınmış. Birkaç gün evvel Elen ev sahibi bazı
eşyalarını da kendi oturduğu daireden kiracı albayın dairesine taşıtmış. Yani ya Elen vatandaş bir
yerlerden olaylar olacağını işitmiş veya albayın bilgisi vardı. En nihayet bu onurlu insan gelen
kitleye bu ev Rum’a ait değil diye tahribi önlemiş. Bu levazım albayı Dosdoğru’nun evden hiç
çıkmadığının şahidi idi ve aylar sonra Dosdoğru’nun beraat olmasında katkısı olmuştu ama 7 Eylül
günü Dosdoğru tutuklanmıştı ve aylarca boşu boşuna hapiste yatmıştır.
Kendisini tutuklayan komiser bile Dosdoğru’nun suçsuz olduğunu bildiğini şöylemiş ama emirleri
de uygulamaya mecbur olduğunu eklemiş. İddianemeyi okuyan binbaşı da bunların tamamiyle
yalan olduğunu biliyordu fakat aldığı emirlerin doğrultusunda hareket etmek zorunda olduğunu
ifade de etmiştir.
Böyle ilkel bir çaba ile devletin rolü örtbas edilmeye çalışılmış. Elenlere yapılan eylemleri
komünistlere yıkmak son dakikada alınan bir karar olmuş olması gerekiyor çünkü çok acemice
uygulanmıştı. Ama devrin gazeteleri bu son dakika senaryosunda kendilerine verilen rolü çok
güzel oynamıştı.
Cumhuriyet gazetesi tamamiyle bir hayal ürünü olan bir yazı ile 9 Eylül 1955 sayısında beş
sütundan şu haberi vermiştir: “Yağmacıların ve tahrikçilerin merkezi, Beyrutta bulunan kızıl bir
teşkilattır.” Tabii yağmacıların merkezinin Ankara olduğunu bilen ve sonradan ‘kahraman’ Oktay
Engin’e iş veren devletçi Cumhuriyet gazetesi, bu tip yalan haberlerle devletin bu eylemlerde
mesuliyetini gizlemek istemiştir.
Şunuda eklemekte yarar var, TBMM’de tamamle haysiyetsiz bir kısım milletvekili komünistler için
dar ağaçları kurmaya kalkışmış.
29
İstanbul Ekspres, 9 Eylül 1955 sayısında “Kızıl Maske düştü, tahrikçiliğin elebaşları Türkiye’yi
dostsuz bırakma gayesini güttüler” diye başlık atmıştı. Yalan üstüne yalan haber yayınlayan
İstanbul Ekspres 14 Eylül’de “Vatandaş İhbar et: Komünistleri, uydurma haber verenleri
tahrikçileri” başlığını içermisti. Uydurma haber veren tahrikçi İstanbul Ekspres gazetesini de kim
kime ihbar edecekti?
Kısacası o günün basınının bu olaylarda mesuliyeti büyüktür. Başka bir örnek vereyim. Milliyet
gazetesi 8 Eylül tarihinde şu yazıyı içermişti: “Dün küstah bir Rum Yenicami onunde linç
edilmiştir. Saat 15.30 sıralarında bu saygısız şahıs eline geçirdiği bir Türk bayrağını yırtmak
istemiştir. Durumu gören halk derhal koşarak bayrağı elinden almış ve kendisini tekme ve yumruk
ile dövmeye baslamıştır. Bu sırada beyin üstü düşen küstah ölmüştür.” Yani kabahat Elenlerin
kendilerindedir. Bırakınız 6-7 Eylül tarihlerini, baska devirlerde bile bir İstanbullu Elenin Türk
bayrağını İstanbul’da alenen yakması tamamiyle olanak dışıdır. Çünkü bunu yapacak kişi
kendisinin ne beklediğini bilirdi. Gazete burada kafadan attığı bir hikâye ile öldürülen zavallı bir
insan için özür dileyeceğine birde küstah demiştir. Tabii küstahlık gazeteye aittir. İzmirde, fuarda
aynı olaylar esnasında Yunan bayrağı yakılmıştır ama herhalde bu kitlenin bir tabii hakkı idi,
küstahlık değildi.
İstanbul’un Elenleri için 6 Eylül 1955 günü bir cehenneme dönüşmesine rağmen Vatan gazetesi 7
Eylül “İstanbul’da bazı tahrip ve yağmalar oldu” diye yazmaya hiç utanmamıştır. İstanbul Ekspres
gazetesi ise 7 Eylül sayısında çok saçma bir yazı ile “Ata’mıza yapılan suikast nefretle karşılandı”
ilân etmiştir. Şimdi “ölü insana nasıl suikast yapılabilir” diye mantıklı bir soru geliyor insanın
aklına ama ne mantığı, burada mantık falan yok, o devrin gazetelerinin yobaz milliyetci, faşist,
ajancı ve kinci ideolojisinin çıplaklığı vardır yalnızca. İstanbul Ekspres 7 Eylül sayısında daha
tahkikat yapılmadan bile “Mesul Yunan makamları” diye başlık atmıştır. Ulus ise aynı gün
‘Yunanlılar Atatürk’ün evine bomba attılar’ başlığı atmıştı.
Kitlelerin büyük bir vahşet gösterdiği bu olaylarla ilgili yorumunda Dr Dosdoğru “İstanbul’un
Rumları bir soykırımdan kılpayı kurtulmustur” demiştir. Bu belki bir abartmadır, ancak Elenlerin o
günkü psikolojik durumunu düşünürsek herhalde birçok kişi hayatlarının sonuna geldiğine mutlaka
inanmışlardır. İsmini vermek istemeyen bir Tatavlalıya (Kurtuluşlu) göre “Bana kalırsa, Rumların
yüreğinde o korku o günden sonra yer etti. Hepimiz Türkler’den korkmaya, onları düşmanımız,
yarınki katilimiz olarak görmeye başladık.”30

Sıkı yönetim ilanı ile bazı yasaklar getirilmişti. Bu yasaklardan birisi 6/7 olaylarını komünistlerden
başkasının yaptığı yolunda yazı ve yorumların yapılmasıydı ama hükümetin endişe etmesine hiç
gerek yoktu, zaten gazeteler hakikate benzeyen herhangi bir haberi zaten yayınlamıyorlardı.
Dönemin Başbakan yardımcısı Fuat Köprülü, 15 Eylül TBMM konuşmasında şöyle demiştir: “Şunu
şöyleyeyim ki, bu hadiseden hükümet evvelce haberdardı. Ona göre bazı tertibat da almıştı. Fakat
bu hadisenin günü ve saati muayyen değildi ve bu bütün gayretlere rağen adeta bir baskı şeklinde
her tarafta birden tecelli etmiştir … Komünist unsurlar hadiseyi evvelce tertipledikleri gibi sevk-i
idareyi ele geçirmişlerdir.”
Menderes Yassıada’da aynı palavrayı tekrar etmiştir. Hatta Yunanlıların yüzde 35’inin komünist
olduğunu ileri sürüp Türk ve Yunan komünist işbirliği imâ etmiştir. Tamamiyle keçileri kaçıran
Adnan Menderes Yunan komünistleri bile bu eylemler için dolaylı olarak suçlamadan geri
kalmamıştır.
Bazı kaynaklarda hükümetin bol bol tazminat ödediği yalanı yer alıyor ama bu bilgiler çelişkili. Bir
kaynağa göre hükümet ancak 4 milyon lira tazminat ödemiş İstanbul Elen toplumuna.31 Fotiadis’e göre
ziyan 270 ile 360 milyon arasındaydı. Hükümete göre ziyan 70 milyon lira32 fakat bunun yalnızca
küçük bir kısmını ödemiştir. Alexis Alexandris ise toplumun kendi ziyanlarını 70 milyon olarak hesap
ettiğini söylüyor ve 60 milyon’u ödenmiş. Mamafih, Patrikhane kilise, mezarlık ve vakıf servetine
ziyanı 12 milyon olarak hesaplamış ancak Vakıf Genel Müdürlüğü 4 milyon ödemiş. 1955’in Kasım
ayında İstanbul’u ziyaret eden World Council of Churches (Dünya Kiliseler Heyeti) ziyanı 421.5
milyon olarak hesaplamış.
33
Sonuç olarak maddi tazminat tamamiyle ödenmemiş, manevi tazminat ise halen ödenmemiştir. Pek de
yazılmayan başka bir büyük zarar da birçok Bizans sanat eserlerinin imha edilmiş olmasıdır34 ki bu
yalnız Elenlerin değil İstanbul’un da bir kültür mirasıydı.
Olaylardan 10 yıl sonra Kıbrısta gelişen olaylar ile ilgili demeç veren o devrin Başbakanı Ürgüplü,
“Kıbrıs’ta bir Türk ölürse İstanbul’da ne olabileceği hakkında garanti veremem. Korkarım 6/7 Eylül
olayları gibi olaylar olabilir” demiştir ve bu şekilde bir kez daha İstanbul Elenlerine Türkiye’de yerleri
olmadığını hatırlatmıştır.
7 Eylül 1996’da İnsan Hakları Derneği’nin İstanbul Branşı Irkçılık ve Ayırımcılığa Karşı
Komisyonu 6/7 Eylül olayları ile ilgili fotoğraf sergisi düzenlemiştir. 35 Maalesef bu sergiyi ziyaret
eden kişilerin sayısı 8-10 milyonluk şehirde 300’ü geçmemiştir.
Bir bakıma, 1955 olayları 1960 Yassıada mahkemesi ile sonuçlanmıştır. Yassıada mahkemesinden
sonra bu olaylar hakkında Bayar takipsizlik alır, Fuat Köprülü beraat eder, Adnan Menderes ve
Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu 6 yıl hapis cezasına çarptırılır. Oktay Engin Mustafa Kemal’ın
evinin bombalanması için Hasan Uçar’ı azmettirmek suçundan Yunanistan’da 3 yıl hapis cezası
almıştı. Halbuki Yassıada’da aleyhindeki bütün tanık ifadelerine rağmen beraat etti. Hiç bir suçu
olmayan sosyalistler boşu boşuna aylarca hapislerde sürünmüşler asıl suçlu beraat etmiştir.
Yargılanan kişiler arasında 1955’de İçişleri Bakanı olan Namık Gedik ile İstanbul valisi Fahrettin
Kerin Kökay da vardı. Bu kişilerin de olaylarda büyük sorumlulukları vardır.
Ancak askeri cuntanın olayların sorumlusu olarak saptadığı günah keçileri zaten hesaplaşmak
istediği bir avuç politikacıdan ibaret kaldı. Alışageldiği gibi ‘devletin yüce menfaatleri uğruna’
diğer sorumlular gizlenmekle kalmadı, kamuoyunda deşifre olmus bazıları pervasızca önemli
mevkilere getirilerek ödüllendirildi.36 Aslında olaylara katılan kitle ile ilgili inandırıcı bir
kovuşturma da yapılmamıştır.
DP’inin sorumluluğu bellidir ama örgütleyici Seferberlik Tetkit Kurulu olan ÖHD komutasında
ordu, polis, istihbarat, CIA’nin de yönlerdirmesiyle düzenlenmiştir.
Tahriplere katılan “atam sen kalkta ben yatam” tipi şiirleri ile ilkokulda “eğitilen” kitlelerin
arasında birçok kişinin hayatta olması gerek. Bu adamlar vicdanları ile hesaplaştı mi bilemem,
gerçek şu ki şimdiye kadar bu çapulcular arasında bir kişi bile İstanbul Elen toplumundan özür
dilememiştir.
Yalancı haber veren gazeteler ve muhabirleri, eski Kıbrıs Türktür Cemiyeti ve Yüksek Okullar
Talebe Birliği üyeleri de özür dilemelir. Bu vahşeti ortbas etmek istiyen hükümet tutukladığı ve
boşu boşuna hapiste yatan sosyalistlerden de özür dilememiştir.
Cüneyt Akalın’ın dediği gibi “aslında pek çok Türk-Müslüman, Rum komşularını bizzat koruyarak,
saklayarak, zarar görmelerini önlemeye, bu facianın yaygınlaşmasının elinden geldiğince önüne
geçmeye çalışmış, ama sonuç değişmemişti.”37 Bu konuda İstanbullu Elenlerin anılarında bir çok
örnek vardır:
Simeon Vafiadis:
Bizim mahalle felaketi ucuz atlattı. Giritli olan komşumuz polis komiseri Ali Rıza mahallenin
girişinde durmuş ve kalabalığın geçmesine izin vermemiştir. Genelde butun Kuzguncuk’ta felaket
büyük değildi. Geceyarısına doğru İstanbul’dan insan dolu bir vapur iskeleye yanaşmış, ancak
muhtar ve bir subay, eğer vapur iskeleye yanaşırsa ateş açacakları tehdidinde bulunmustu. Neticede
vapur uzaklaşmak durumunda kaldı ve Çengelköy’e yanaştı. Orada daha büyük olaylar meydana
geldi. Kilisemiz Aya Panteleymon da kundaklandı, ancak itfaiyenin çabuk yetişmesiyle yangın
büyümeden söndürüldü.
Ancak, bazı onurlu insanlar komşularına yardım ederken bazı Elenler yıllarca beraber yaşadıkları
kendi komşularının saldırdıklarını da görmüşlerdir.
Olayların mesuliyeti ile ilgili biraz araştırma yapan Cüneyt Akalın o Yassıada’da şahitlik yapan iki
kişiden konunun biraz daha aydınlanması için biraz daha fazla bilgi edinmek istemiş:
“Coşkun Kırca: Eski diplomat, büyükelci, dişisleri bakanı, gazeteci-yazar. Kırca 50’li
yıllarda önden gelen DP karşıtlarından ve DP kurucusu Fuat Köprülü’nün damadı.
Yassıadada’da ifade vermiştir. Ona ısrarla suçlularin kim olduğunu sordum. Ona göre
bu olayların arkasında DP teşkilatı olduğu şöylenemez. Bunu kanıtlamak için, örneğin
olayların başında aktif rol oynayan CHP’li gençlik lideri Orhan Birgit’i tanık gösteriyor.
O da mı DP’li yani, demeye getiriyor. Orhan Birgit ise sorumluluk kabul etmiyor
“galeyana gelmiş insanlar yaptı” diyor. Tabii bu insanları uyduruk haberlerle galeyana
getiren kişiler kimdir sorusu yanıtsız kalıyor.38
Yani suç DP değil, CHP’de hiç değil. Kısacası devletin suçu değil. Geriye kitleler kalıyor.
Bu konuda suçun Menderes’te olmadığını ispatlamak üzere Demirer de olaylarda kitleleri suçlayan,
servet düşmanlığı ve dolayısı ile komünist parmağı olduğunu ima eden bir kitap yazmıştır. Yalnız
Demirer MİT’in bu olaylarda rolü olabildiğine dair de bilgileri de eklemekten çekinmemiştir.
1955’de eylemlerinden bir kaç gün sonra Dr Dosdoğru’nun eşini Doçent H.D. ziyaret ettiğinde,
meslekdaşının bu tutuklanma ile ilgili hayreti belli olmuş “ama olaylar Karaköy bölgesi bana
verilmiştir. Hulûsi yoktu bile” demiş.
39 Demek ki doktorlar bile görev almıştı bu eylemlerde,
yalnız Toker’in deyimiyle “varoşlar” değil.
Eylemi cahil kitlelere yıkmak istiyen kişilere en iyi cevap Yervant Gobelyan’dan geliyor: “Birden
meydan tarafından bir kadın, peşine birkaç kişi takmış, hısımla kahveye geldi. “Siz ne biçim
Türksünüz, nasıl müslümanlarsınız? Selânik’te Rumlar Atatürk’ün doğduğu evi bombaladılar, siz
burada oturmuş çay içiyorsunuz, yazıklar olsun size. Haydi durmayın, kalkın bakalım!” deyip
herkesi başına taktı. Beyoğlu caddesine doğru yürümeye başladı. Daha sonra o kadının bugün
halen hayatta olan M.S. adlı bir Türk Sanat Müziği şarkıcısı olduğunu sokağın Türk esnafından
öğrendik …”40

Bu olaylarda yer alanların yalnız lümpen proleter diye geçirmek istiyenler için bir örnektir.
İlginçtir, Recep Maraşlı’nın görüşüne göre Türk solu da bu olayı “bir halk hareketi, başkaldırı”
şeklinde görmeye çalışmıştır. Eski Yunan Komünist Partisi üyesi Manolis Glezos ile görüşen
Maraşlı Glezos’un kendisine bir anekdot aktardığını söylüyor: “1960 yılında Atina’da toplanan
Komünist Partileri konferansına, TKP delegasyonunda katılan bir ‘Türk yoldaş’ın (muhtemelen
Mihri Belli) 6-7 Eylül olaylarını, ‘Yoldaş bu, Türk emekçilerin Rum ve Ermeni burjuvazisine karşı
bir isyanıdır’ diye yorumladığını Glezos üzüntüyle aktarmış.”41
Muhtemelen Mihri Belli olan bu “yoldaş”a göre 1955’de bir dükkanı olan her Rum veya Ermeni
burjuva sınıfını temsil ediyordu. Peki tecavüz edilen kadınlar da mı burjuva sınıfının temsilcisi
idiler?
Bu yazıyı yazarken ve olayların fotoğraflarına bakarken göz yaşlarımı dökmekten kendimi
alamadım zira 50 yıl geçmesine rağmen, o devirde halen doğmamış olmama rağmen, o iki günün
acısını hissettim. Lanet olsun sorumlularına. Batı Trakya, Kıbrıs Mıbrıs diye kem küm edecek
olanlara şimdiden cevap vereyim. Batı Trakya’da camiler, okullar yakılmamış, insanlara hiç bir
zaman saldırılmamıştır. Kıbrıs’a gelince, İstanbul’un Elenleri Kıbrıs’ta olan olaylar ile hiç ilişkileri
yoktu, zaten bu olaylar Türk basınında abartılmıştı. Bu belli olmasına rağmen tekrar etmek
gerekiyor çünkü Kıbrısta Türklere katliam olunacak özellikle “Türkiye Türklerindir” Hürriyet
gazetesinin muhabiri Nihat Pınarlı’nın asparagas haberleriyle Türkiye’deki kitlelerin tahrik
olunmasına çalışılmıştır.42
Devrin gazetelerinden Vatan, 28 Ağustos 1955’de “Kıbrıs Türkleri katliam gününü metin ve cesur
karşılıyor” diye saçma bir “haber” yayınlamıştı. O gün hiçbir şey olmayınca Hürriyet bile 29
Ağustos 1955’te “Kıbrıs’ta ‘katliam’ günü hadisesiz geçti” haberini eklemek zorunda kalmıştı.
Yassıada Mahkemeleri sırasında 6-7 Eylül olayları davası görülürken “28 Ağustos 1955’te Kıbrıslı
Rumların katliam yapacakları haberinin yalan olduğunu” Kıbrıs Türktür Cemiyeti üyelerinden
Aydın Konuralp “bu haberi Türk halkıni tahrik etmek için biz uydurup etrafa yaydık” cümlesi ile
itiraf etmiştir.
Eski bir Büyükadalı Elenin anılarından münasip bir cümle ile yazımı bitireyim: “Sabahleyin [7
Eylül] iskelede yazar Reşat Nuri Güntekin’le karşılaştım. Bana ‘siz maddi zarar gördünüz, bizimse
insanlığımız zarar gördür’ dediğini hatırlıyorum.”
Hayatlarını kaybeden onbeş kişinin anısına.
EK 1
İstihbarat Teşkilatı ile ilgili
Dr. Erdal Ilter, Milli İstihbarat Teşkilatı Tarihçesi, Ankara, 2002.
“Millî Emniyet Hizmeti” (M.E.H./MAH) 1926 yılında kuruldu. 19 Aralık 1926 tarihli ve Gazî
Mustafa Kemal imzalı Bakanlar Kurulu Kararnâmesi’nde Teşkilât’ın adı “Millî Emniyet Hizmeti”,
kısaltması da “Mim.Elif.Hı.” şeklinde geçmektedir. Burada, araya konan noktalar sebebiyle,
“Emniyet”i okutan Elif’in “A” olarak okunması imkânsızdır. Daha sonra, “Mim” ile “Elif” harfleri
birleştirilerek, “M.E.H.”in “MAH” olarak yazılması ve okunması ortaya çıkmıştır. Gizli tutulan
Teşkilât’ın adı ve resmî yazılarda bulunan MAH rumûzu, konuyu bilmeyen kişiler tarafından
açılarak “Millî Amâle Hizmet”, “Millî Âmâle Hizmet” ve “Millî Âsâyiş Hizmeti” olarak yanlış
şekilde ifade edilmiştir. Bu tabirlere, Osmanlıca ve Lâtin harfli hiçbir resmî belgede
rastlanılmamakta ve Teşkilât’ın adı sadece “Millî Emniyet Hizmeti Riyâseti” olarak geçmektedir.
1965 yılında adı Milli İstihbarat Teşkilâtı olarak değiştirilmiştir.

1
Amerikada yaşayan Elen akademisyen Spiros Vryonis 6/ Eylül ile ilgili çok geniş kapsamlı bir kitap yazdı ama
maalesef bu kitap henüz elime geçmedi: Speros Jr Vryonis, The Mechanism of Catastrophe: The Turkish Progrom of
September 6-7, 1955, and the destruction of the Greek Community of Istanbul, 2005.
2
Ragıp Zarakolu, ‘Yanık Eylül’, E Erdem, Bir yerde bir gül ağlar, Belge Yayınları, İstanbul, 2000, s.78. 3
G.L.Lewis, Turkey, Londra, 1965, s.148. 4
MAH için Bknz Ek 1. 5
K Velopoulou, Mithos ke pragmatikotita, Ekthosis Vivliognosias, s.110. 6
Yalçın Küçük, İsyan, Cilt 1, 2. Basım, İthaki Yayınları, İstanbul, 2005, s.643. 7
‘6-7 Eylül olayları kınandı’, Özgür Politika, 8 Eylül 2003. 8
Aziz Nesin’in Salkım salkım asılacak adamlar adlı kitabından aktarma, Mehmet Arif Demirer, 6 Eylül 1955: Yassıada
Davası, Bağlam Yayınları, Ankara, 1994, s.82. 9
Institute of Historical Studies, The Uprooting, Atina, 1985, pp.42-44; M Hulûsi Dosdοğru, 6/7 Eylül Olayları, Bağlam
Yayıncılık, Ankara, 1993, s. 100. 10 Aziz Nesin, Salkım salkım asılacak adamlar, Adam Yayınları, 1990, s.16. 11 ‘İstanbul’un “Kristal gecesi”, 6-7 Eylül 1955, Poste Xpress, 2001 12 Bknz. D Kalumenos, The Crucifixion of Christianity, 4. baskı, Atina, 2001. 13 Bu konuda anılarını Hasan İzzetin Dinamo 6/7 Eylül Kasırgası adlı kitabında yazmıştır (May Yayınları, 1971). 14 Speros Vryonis, ‘İmha’, Balkan Studies, 24, I, 1983, s.113. 15 S.Yalçın ve D. Yurdakul, Bay Pipo: Bir MİT görevlisinin sıradışıyYaşamı, Doğu Kitap, İstanbul, 1999, s.37. 16 S Yirmibeşoğlu, Askeri ve Siyası Anılarım, Kastas Yayınları, İstanbul, 1999, s.153. 17 Yirmibeşoğlu, a.g.e., s.124. 18 M.A.Demirer, 6 Eylül 1955: Yassıada 6/7 Eylül Davası, Bağlam Yayıncılık, Ankara, 1994, s.380. 19 ‘Selânikte atılan bomba Türkiye’den götürülmüş’, Vatan, 18 Ekim 1960.
20 Demirer, a.g.e., s.361 21 Toker, Demokrasinin İsmet Paşalı Yılları 1954-57: DP Yokuş Aşağı, 3. Basım, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1991, s.144-
45.
22 Dosdoğru, a.g.e., s.55. 23 A Ersin, Kızıl Bayrak, 7 Eylül 2002. 24 S.Yalçın, ve D. Yurdakul, a.g.e, s.49. 25 Dosdoğru, a.g.e., s.21 26 Yılmaz Karakoyunlu, ‘Papazlar Sünnet edildi’, Sabah, 6 Eylül 2000; Dr. Karakoyunlu 1941 Varlık Vergisi ile ilgili
“Salkın Hanımın Taneleri” adlı bir de roman yazmıştır. 27 ‘İstanbul’un “Kristal gecesi”, 6-7 Eylül 1955, Poste Xpress, 21 Eylül, 2001. 28 Metin Toker, a.g.e., s.144-45. 29 Dosdoğru, a.g.e., s.383 30 Poste Xpress, 21 Eylül 2001. 31 G.Chapman, The Christian Churches of the East, Cilt 2, Londra, 1961, s.25 32 K.Fotiadis, “O Ellinismos tis Tourkias apo tin sinthiki tis lozanis os simera” in M.Haralambidis, I Poliethniki Tourkia,
Atina, 1993, s.243.
33 Alexandris, The Greek minority of Istanbul and the Greek-Turkish relations 1918-1974, Centre for Asia Minor
Studies, Atina, 1992s.259.
34 Alexis Alexandris, a.g.e., s.258 35 ‘6-7 Eylül şovenizmi kınandı’, Cumhuriyet, 7 Eylül 1996. 36 İnsan Hakları Derneği’nin İstanbul Branşı Irkçılık ve Ayırımcılığa Karşı Komisyonu. 37 Cüneyt Akalın, ‘Talanla hesaplaşma yapılmadı’, Cumhuriyet, 5 Eylül 2000. 38 Cuneyt Akalın, a.g.e. 39 Dosdoğru, a.g.e., s.56. 40 Yervant Gobelyan, 7 Eylül 2001, AGOS.
41 R Maraşlı, ‘6-7 Eylül olayları: Türkiye’nin Kristal gecesi’, 9 Ağustos 2003 42 Özker Yaşın, “Nevzat ve Ben”, s. 807-08.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!