Hilmi Toy
Yazar

40 yıl önce bir sabah uyandık, Paletlerin ve postalların altında ezilmek istendi yüreğimiz. 12 Eylül’dü.
40 yıl önce bir sabah uyandık, tankların, panzerlerin kuşatması altında sokaklar. Okullar kışla, Stadyumlar gözaltı merkezi yapılmış. 12 Eylül’dü.
40 yıl önce bir sabah uyandık, sokakta yargısız infaz, sorguda işkence ve ölüm, mahpusta dar ağacı. 12 Eylül’dü.
40 yıl önce bir sabah uyandık, asıldı birer birer gençlerimiz, “asmayalım da besleyelim mi?” diyerek. Kiminin yaşı büyütüldü, kiminin idamından sonra onandı kararı. Son mektupları verilmedi çoğunun. Mezarlarını bile sakladılar kiminin. 12 Eylül’dü.
40 yıl önce bir sabah uyandık, yasaklar ve çok yasaklar içindeydi memleket. Grev yasaktı, dayanışma yasaktı, toplu dilekçe vermek bile yasaktı. 12 Eylül’dü.
40 yıl önce bir sabah uyandık, kimi şapkasını alıp gitti her dönem olduğu gibi, kiminin ağzını bıçak açmadı, kimileri de “ordu milletin hem sahibi, hem bekçisi, hem de efendisi” deyip “laik” diye konuştu. 12 Eylül’dü.
40 yıl önce bir sabah uyandık, gazeteler basılmış, kitaplar toplatılmış, demokratik tüm sendika, dernek, parti ve örgütler kapatılmış. Parlamento fehsedilmiş, seçilmişler yerine atanmışlar geçmiş, seçilmişler hükümsüz sayılmıştır. Göz hapsine, tutuklu misafirhasineye alınmış kimileri, sokakta ve mecliste yan yana gelmeyenler içeride yan yana gelmişler sus pus. 12 Eylül’dü.
40 yıl önce bir sabah uyandık, bu memleketin onurlu aydınları, yazarları, gazetecileri yazdıkları için, gençleri okudukları için yargılandı. Bu memleketin hep sol yanı vuruldu, hep solu ezildi. Barış diyenler, barışı savunanlar “Barış davası” olarak yargılandı. Barış davası olan ender ülkelerden biriydi memleket. 12 Eylül’dü.
40 yıl önce bir sabah uyandık, ülke açık hapishaneye dönüştü, etrafı dikenli tellerle çevriliydi. Yetmedi eskileri, yeni hapishaneler açıldı. Alfabetik sıra takip etti, E Tipleri açıldı. 12 Eylül’dü.
40 yıl önce bir sabah uyandık, ömrümüzün gençlik halleri darbelendi. Yıllarımız alındı ömrümüzden. 12 Eylül’dü.
40 yıl önce bir sabah uyandık, darbeye ve darbecilere mektup üstüne mektup yazdı bu memleketin kimi aydını, yazarı, sanatçısı ve basını. “Türklük” adına sus pus olmuş, ağızlarını bıçak açmıyor kimilerinin. Kimilerinin de kalemleri kan damlıyor. Kalemlerini kurşun eylemiş kimileri, halkların vicdanını, gönlünü, kardeşliğini ve barış içinde bir arada yaşamını vuruyor. 12 Eylül’dü.
40 yıl önce bir sabah uyandık, devletin bekası ve hizmet için dönekliğin, ihanetin, devşirmeciliğin derin sularında “sol” gözükür, sağ durakta bekleyenler, işbirlikçiliği ve jurnalciliği teorileştirip, dosyalar sundu. İstihbarat bilgileri servis etti. 12 Eylül’dü. Yıl 1980.
40 yıl önce uyandık bir sabah, sol parçalı, sol bölük pörçük. Yan yana olması gerekenler ayrı ayrı yerlerde duruyorlar. Sol’un parçalı olduğu kadar Sol’un kendi kendisiyle çatışmalı dönemiydi. 12 Eylül’dü.
40 yıl sonra uyandık bir sabah, her şey olduğu gibi, değişen figüranlar. 12 Eylül’dü.40 yıl sonra uyandık bir sabah, yıl 2020.
40 yıl sonra uyandık bir sabah, tank sesleriyle, Panzer, Akrepler ve Toma’ların sesleriyle inliyor yer gök. Uyuyamadan uyanıyor insan. “Her şey Vatan İçin” nidaları ile resmi geçitten gelir gibi geçiyorlar rap rap bazen. 40 yıldır hemen her yerde dağa taşa yinelenen hep aynı yazılar. “Ne mutlu Türküm diyene!” Yada “her şey vatan için!” 12 Eylül’dü.
40 yıl sonra uyandık bir sabah, yine Sütçü değil sabah sabah Zili çalan, kapılar kırılarak giriliyor, namluların ucunda uykuları çalınıyor çocukların. Dolup dolup taşıyor zindanlar. Gelenek bozulmuyor, Alfabetik sıra da. F Tipi hapishaneleri de yetmiyor, T Tipi de yapıyorlar övüyor övüyor bitiremiyorlar yenilerini açtıkça. Çünkü, evde, işte, okulda, sokakta gözaltı. Dağlarda yargısız infaz, sorguda işkence ve ölüm, mahpusta ömür boyu zindan içinde zindan. 12 Eylül’dü.
40 yıl sonra uyandık bir sabah, Meclisin hükmü yok. Parlamento yok hükmünde, kararnamelerle yönetiliyor memleket. Seçilmişler meşru görülmüyor, görevden alınıyor seçilmişler, kayyum kayyum üstüne atanmışlar geçiyor. 12 Eylül’dü.
40 yıl sonra uyandık bir sabah, şehirler tuzak, İlçeler kaçak, köyler boşaltılıyor. OHAL yasaları uygulanıyor. KHK’larla yönetiliyor. Egemenlerin egemenlik hırsları için. “Başkan yaptırmadık, savaşta yaptırmayacağız!” diyenler zulüm altında tutuluyor. Yolu kesiliyor bir partinin eş başkanının, oylarını verip Seçtikleri milletvekilleri ilçeye sokulmuyor. 12 Eylül’dü.40 yıl sonra uyandık bir sabah, yıl 2020 Darbecilik hukuku üstünlüğünü koruyor. Yargı darbeci yargısı. Ne darbeler yargılandı, ne de darbeciler. Devlet ve ordu töreniyle uğurlandı her biri eceliyle. 12 Eylül’dü.
40 yıl sonra uyandık bir sabah, herkesi düşman sayıp “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” belleyip dünyanın yalnızlığına mahkum olanlar, mecliste kuramadıkları, kurmadıkları koalisyonu sokakta kurmuş, fikri hep iktidarda olanlar. Irkçılık, ayrımcılık ve Ötekileştirme yaparak derinleşmesini sağlıyor efendiler halkları kamplaştırmanın. Birbirine kırdırıp boğazlaştırmak ve böldükçe bölmek istiyorlar gerçekte. Böldürmeme, bölmeme adına bölüyorlar halkı dillerine, dinlerine, renklerine, ulusal kimliklerine göre. Parti binalarına baskın ve saldırı yapılıyor, gazeteler basılıyor, kitaplar yakılıyor yine. Düşünürken vuruluyor insanlarımız. Düşlerinden korkuluyor insanların. 12 Eylül’dü.
40 yıl sonra uyandık bir sabah, Maraş’a, Çorum’a, Sivas, Gazi, Suruç’lar eklendi siciline sistemin. Ve işçi cinayetleri, kadınlara yönelik şiddet ve cinayetler…. Adalet denilen mumla aranır oldu yine memlekette. Adalet, barış diyenler hala yargılanıyor ve bol bol gazlanıyor, coplanıyor meydanlara çıktıkça. Kentlerden dağlara, dağlardan kentlere ölüm haberleriyle uyanır oldu memleket. Ne dağlarında bahar, ne de sokaklarında bayram var memleketin. 12 Eylül’dü.
40 yıl sonra uyandık bir sabah, kitapları, oyuncaklarıyla, kalemleri defterleri ile kimisi, kaçakçı denilerek kimisi, kimisi de gezici diyerek hayalleriyle vuruldu çocuklar. Ekmek almaya giderken, kimi ekmek yaparken, ana kucağında kimi hep öldürüldü. Taş atmanın bedeli ölüm oldu çocuklara. Katırlar bile cinnet geçirip intihar eder oldu. 34 Roboski, 33 Suruç oldu künyeleri kimisinin. Gülüşleriyle öldürüldüler. 12 Eylül’dü.
40 yıl sonra uyandık bir sabah, yıl 2020. Umut fısıldıyor kulağımıza. Hayat devam ediyor. Sol çok parçalı değil artık. Sol çatışmalı değil kendiyle. İşçi sınıfının kulvarında siyasal mesafesi olsa da Sol aşmış kendini biraz. Çokluk yan yana duruyor artık. Korku ıslık çaldırtıyor egemenlere. Mezarlarımızdaki sessizlik, mezar taşlarındaki adlarımız bile korkutuyor onları. Her şeye rağmen korku duvarı sarsılmış. Kavel’i, 15 -16 Haziran’ı, Taksim’i, Tariş’i, Gazi’si, Serhildan’ı, Tekel’i, Gezi’si, Lice’si, Cizre’si var işçi sınıfının ve bu halkın. İtirazı var, direnişi var soyluca. Umudu var, özlemi var kuşandığı. 12 Eylül’dü. Yıl 2020.40 yıl sonra uyandık bir sabah, yıl 2020. Bu memlekette özgürlük ve demokrasi, eşitlik ve kardeşlik, barış ve adalet yeşerecek, büyüyecek, hakim olacak emekçi insanlığın utandırmayan ellerinde. Vebalini taşıyor ömrümüz kaybettiklerimizin. Erkenci vedalardan sıyrılıp gelirken, omuzlarımıza düşen o Vebalin ağırlığını yaşıyoruz.
40 yıl sonra uyandık bir sabah, yıl 2020. Büyük bir sevda ile çıktığımız ışıklı yolculukta payına sevda, payına kavga düşenlerimizle yitirdiklerimizi istiyoruz.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!